

Tatlı Cadı, ormanın derinliklerinde, yaprakların arasından sızan güneş ışığının vurduğu masalsı ağaç evini bulduğunda sevinçle zıpladı. Ancak bu sefer bir şeyler farklıydı. Başını, sivri ve mor şapkası yerine üzerinde hafifçe parlayan, neredeyse ilahi bir ışık olan sarı bir baret süslüyordu. Cadı, baretini düzeltti ve gülümsedi. “Evet,” diye fısıldadı, “artık sadece büyü yapmıyorum. Ben bir Işık İşçisiyim!”
Ağaç evin kapısından içeri süzülürken hissettiği enerji, yeni bir dönemin başlangıcıydı. İçindeki dişil enerji, yüzyıllardır uyuyan bir orman perisi gibi uyanıyor, kazanları kaynatmak yerine, ışığı ve şifayı kanalize etmeye hazırlanıyordu. Bu sarı baret, eski sihrin yeni, yapıcı ve sevgi dolu gücüyle buluşmasının sembolüydü. Artık amacı, umut tohumları ekmekti.


Hiç vakit kaybetmeden süpürgesini değil, elindeki feneri alarak yola çıktı. Bu büyük bir işti ve bir Işık İşçisi asla yalnız çalışmazdı. Kristal küresine baktı ve zihinsel bir çağrıyla arkadaşlarını topladı. Birlikte, sarı baretleri birer rehber gibi parlayarak kanyona doğru yürüdüler.
Amaçları belliydi: Bu görkemli doğal yapının kendi özündeki uyanışı tetiklemekti. Kanyonda gizlenen umut, neşe ve huzuru tüm dünyaya yaymak için bir araya gelmişlerdi.
Tatlı Cadı gülümsedi. Bu, eski şapkalarla yapılan bir iş değildi. Bu, Işık İşçilerinin bir araya gelip, kalplerindeki ışığı, dünyayı dönüştürecek parlak bir geleceğe inşa etme zamanıydı!
***
Işık İşçileri kanyona ulaştığında, bu umut, neşe ve huzuru dünyaya yaymak için tam olarak ne yapacaklar? Sence kanyonun neresinden başlayacaklar?
Her şey bir rüya gibiydi, bir sonsuzluk vardı, kayaların güzelliği suların ahengi sevgiyle gülüyorlardı. Zaman yoktu kaç yıldır orada aktığını bilen var mı? Kanyon sırlarla dolu geldi benim yüreğime…
Haklısınız. Bundan daha iyi nasıl olur?