Usta Dokumacı’nın Mirası

Bir zamanlar, her bir vatandaşının şehir meydanındaki devasa bir halıya kendi ipliğini dokuduğu bir şehir varmış. Bu halı, şehrin ortak ruhunu, emeklerini ve güzelliklerini simgeliyormuş. Her bir insan, kendi rengini, kendi hikayesini özenle halıya işler, ortaya çıkan bu canlı mozaikle gurur duyarmış. Fakat yıllar geçtikçe hayat kolaylaşmış, şehir zenginleşmiş. İnsanlar aceleci ve dikkatsiz olmaya başlamışlar. Bir dokumacı, yemeğe yetişmek için ipliğini hızla çekip arkada bir ilmek bırakmış. “Kimse fark etmez,” diye düşünmüş. O ilmek, halının altından uzanan küçük bir kusurmuş. Diğer bir dokumacı, kendi ipliğinin rengini soluk bulup daha parlak, ancak dayanıksız bir boya kullanmış. “Benim ipliğim daha çok parlasın,” demiş.  Başlangıçta halı daha göz alıcı durmuş ama zamanla o parlak iplikler solmuş, yerlerinde solgun ve cansız lekeler bırakmış. Üçüncü bir dokumacı ise, kendi ipliğinin çok önemsiz olduğunu düşünüp, onu halıya dokumak yerine öylece bırakmış. O gevşek iplikler bir süre sonra tozlanmış ve diğer sağlam ipliklere dolanmaya başlamış.

İlk bakışta halı hâlâ güzel görünüyormuş. Kimse o küçük ilmeklerin, solan lekelerin ve gevşek ipliklerin farkına varmıyormuş. Ama bu küçük ihmaller, gün be gün çoğalmış, birikmiş.

Derken, şehirde güçlü bir rüzgar esmeye başlamış. Rüzgar dindiğinde, şehir halkı gözü önündeki enkaza şaşkınlıkla bakıyormuş. Halının sağlam kısımları yerinde dursa da, koca yırtıklar ve yamuk yumuk bölgeler, bir zamanlar görkemli olan eseri tanınmaz hale getirmiş.

Yaşlı bilge, tek kelime etmeden halının yanına yürümüş. Yırtılan bir kısmın kenarından sarkan, aceleyle bırakılmış, küçücük bir ilmeği bulmuş. İki parmağıyla o minik ilmeği nazikçe çekmiş.

Tüm şehir halkının gözü önünde, o ilmekten başlayan bir çizgi, hızla yukarıya doğru kaymış ve halıdaki büyük bir bölüm aniden paramparça olmuş. Yaşlı bilge, kopan o ipliği parmağında tutmuş. Sonra, bir zamanlar parlak olan ama artık solmuş, cansız bir ipliği ovuşturmuş. İplik, onun avucunun içinde, ince bir toz gibi dağılıp gitmiş.

En son, bilgenin elleriyle titizlikle dokunmuş, dipdiri bir bölümü göstermiş. O bölüme güçle dokunmuş, ama o iplikler yerinden bile oynamamış.

Bilge, konuşmamış. Sadece elinde kalan o paramparça iplikleri göstermiş ve gözleriyle halının o delik deşik olan, paramparça görüntüsüne işaret etmiş. İnsanlar, o an başlarını yere eğmiş.  Herkes, halının yıkımının kendi küçücük ellerinden başladığını anlamış.

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir