
Zamanın ötesinde, göğün yedi kat üzerinde parlayan yıldızların birleşip üç tane kusursuz altın halkaya dönüştüğü o efsunlu gece, yüksek dağların şifacısı derin bir uykudaymış. Rüyasında bu halkaların birbirine dolanarak sonsuz bir bereket nehrine dönüştüğünü görmüş.
Köyün bir ucundaki ışıklı kalede, parmaklarıyla görünmez ağlar ören Gök Yazıcısı yaşarmış. O, zihniyle dünyaya yeni yollar çizer, karmaşık düğümleri birer birer çözermiş. Yanında ise elleri mis kokulu çiçekler ve bal mumu gibi yumuşak, kelimeleri rüzgarla dans eden Zarif bir Peri varmış. Onlar kendi ocaklarını çoktan yakmış, ışıklarını sönmez bir meşaleye dönüştürmüşler. Onların birliği, masaldaki o altın halkaların en sağlam ve parlak olanıymış.
Ancak ormanın diğer kıyısında, kendi sesini dinleyen bir Uzak Menzil Yolcusu dururmuş. Onun bu duruşu, diğerlerinden ayrı bir patikada kendi gölgesini izlemesi, aslında büyük bir fırtınanın ardından suların çekilip toprağın kendi mineralini bulması gibiymiş. Bir tohumun toprağın altında sessizce çatlamayı beklemesi gibi, o da kendi içindeki mevsimin dönmesini beklermiş. Bu sessizlik, iki farklı rüzgarın birbirini incitmeden esebilmesi için göğün bıraktığı o geniş ve hür boşlukmuş.
Bilge şifacı, yüreğindeki o kadim bilgiyle bu sükuneti bir hazırlık nefesi gibi izlerken; hanenin aslan yürekli rehberi de pusulasını elinden bırakmadan o hayırlı yönü gözlermiş. Bilge kadın, ailenin görünmez gümüş iplerini şefkatle ellerine almış; geçmişin yorgun tozlarını sevgiyle üflemiş, her bir ferdin ruhuna huzur veren o kutsal reçeteyi dualarıyla yeniden yazmış.
O an, gökyüzündeki üç altın halka büyük bir hızla dönmeye başlamış. Gök Yazıcısı’nın kurduğu ağlar parlamış, Uzak Menzil Yolcusu’nun beklediği rüzgar yelkenleri şişirmiş ve o hür boşluk, birbirine hasretle uzanan ışık köprülerine dönüşmüş.
Bilge şifacı işte o an huzurla uyanmış. Gözlerini açtığında kalbindeki o derin eminlikle artık biliyormuş ki; hanenin üzerine çöken o sisli bekleyiş, artık yerini berrak bir akışa bırakacak.
Gökten üç elma düşmüş; biri yolu açana, biri sabırla bekleyene, biri de tüm bu masalı şifasıyla sarmalayana…

Yazarın Notu:
Bu masal, gökyüzünün sonsuz döngüleri ile yeryüzünün köklü bağlarının buluştuğu o ince çizgide kaleme alınmıştır. Masaldaki her bir kahraman, kendi içindeki “halkayı” tamamladığında, mesafe olarak görünen boşlukların aslında birbirine alan açan birer şefkat durağı olduğu anlaşılır. Unutulmamalıdır ki; köklerin rızası alındığında ve her bir fert kendi ışığıyla parladığında, en karmaşık düğümler bile masalsı bir kolaylıkla çözülür.
Bazen hayatın akışı, bir nehrin durgunlaşması gibi yavaşladığında; bu sessizlik bir tıkanıklık değil, sistemin yeni bir dengeye hazırlanışıdır.