Bir zamanlar, uzak diyarların birinde, içinde derin bir bilgelik ve şifa gücü taşıyan bir kalem yaşarmış. O kalem, ahşabının damarlarında binlerce hikayeyi, mürekkebinin her damlasında ise sonsuz bir şefkati barındırırmış. Onun varlığı, kelimelerin ve şifanın mucizesiyle örülüymüş.

Bu kalem, eline alan her insana, adeta fısıldayarak yol gösterirmiş. Kalemden dökülen kelimeler, sadece harflerden ibaret olmazmış; onlar, iyileşen gülücüklerin, onarılan hayallerin, dağılan umutsuzlukların ve yeniden şarkı söyleyen kalplerin sesi olurmuş. Bazen bir çocuğun kırık hayalini onarır, bazen yaşlı bir ruhun umutsuzluğunu dağıtır, bazen de yorgun bir kalbe yeniden şarkı söyletirmiş. Çünkü bilirmiş ki, en büyük şifa, kalpten gelen anlayış ve şefkatmiş ve o, bu şefkati kelimeleriyle aktarırmış.

Hayatın koşuşturması içinde, kalemden dökülen kelimeler dans etmeye başladığında, yepyeni evrenler doğarmış. Kalem, şahit olduğu şifaları, duyduğu fısıltıları, yaşanmış her anın izlerini, birer birer kağıda döker dururmuş. Onun kurduğu her cümle, minik bir fidan gibi büyür, yeni dünyaların kapılarını aralayan ormanlara dönüşürmüş. Kahramanlar yaratır, onlara zorlu yolculuklar yaşatır, en sonunda ise bilgelikle taçlandırırmış. Çünkü bilirmiş ki, kelimeler, en güçlü büyücünün elindeki değnekten bile daha kudretliymiş ve o kalem, bu kudretin taşıyıcısıymış.

Ancak, yazdığı bunca güzelliğe rağmen, kalemin içini bazen hüzün kaplarmış. Ondan dökülen kelimeler, bir türlü hak ettiği kadar çok insana ulaşamaz, fısıltıları bazen rüzgarda kaybolur gibi olurmuş. Sesinin yeterince duyulmadığını, yarattığı dünyaların tam anlamıyla keşfedilemediğini hissedermiş. Bu durum onu zaman zaman yorsa da, yazmaktan ve şifa dağıtmaktan asla vazgeçmezmiş.

Çünkü bilirmiş ki, gerçek şifa ve gerçek sanat, sabır ister; doğru kalplere ulaşmak için bazen beklenmesi gerekirmiş. Onun her yazdığı kelimenin, bir gün doğru kulağa fısıldayacağına olan inancı, onu ayakta tutan en büyük güçmüş.
Ve böylece, o şifalı kalem, hem varlığıyla hem de sihirli kelimeleriyle, dünyayı daha güzel, daha anlamlı bir yer haline getirmeye devam edermiş; ta ki bir gün, o fısıltılar çok uzak diyarlara ulaşana kadar…