Açan Anahtar Ve Kayıp Gezgin Masalı

Harika bir fikir! Elbette, Kur’an’ın o eşsiz başlangıcı olan Fatiha Suresi’ni bir masalın içine yerleştirebilir ve bu yolculuğa birlikte başlayabiliriz. Fatiha, “Açan” demektir; o halde gel, biz de onunla bir masalın kapısını aralayalım.

Açan Anahtar ve Kayıp Gezgin Masalı
Zamanların ötesinde bir zamanda, her yerin hem bilindik hem de gizemli olduğu bir diyarda, yolunu kaybetmiş bir Gezgin yaşarmış. Adı Umut’muş ama o adını çoktan unutmuş. Çünkü kalbindeki umut, uçsuz bucaksız bir çölde bir kum tanesi kadar kalmış. Ne bir patika, ne bir gölge, ne de bir damla su… Sadece sonsuz görünen bir arayış.
Gezgin, daha önce pek çok rehbere güvenmiş. Kimi ona altından bir yol vaat etmiş ama bu yol gözünü kör eden bir güneşte eriyip gitmiş. Kimi ona gücün ve kudretin zirvesini göstermiş ama o zirveye tırmanırken yapayalnız ve buz gibi bir rüzgârla baş başa kalmış. Her denemesi, onu daha da kaybolmuş hissettirmiş.
Takati kalmamış ve kendini sıcak kumların üzerine bırakmış.

Gözlerini kapatmış. Çocukken ninesinden duyduğu bir fısıltıyı hatırlamış:

“Her kapıyı açan, her yolculuğu başlatan bir söz vardır, oğul. O söz, en şefkatli olanın adıyla başlamaktır.”

Gezgin, kurumuş dudaklarıyla o fısıltıyı taklit etmiş:
“Bismillahirrahmanirrahim…” (Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla…)
Sözler dudaklarından döküldüğü an, sanki çölün kavurucu sıcağında bir anlık bir serinlik olmuş. Gözlerini araladığında, hemen yanı başında, kumların üzerinde daha önce orada olmayan, yedi oymalı, kadim bir anahtarın parladığını görmüş.


Şaşkınlıkla anahtarı eline almış. Soğuk ve pürüzsüzmüş. Anahtara bakarken, kalbinden bir minnettarlık dalgası yükselmiş. Bu ıssızlığın ortasında, bu küçük umut için bile şükretme isteğiyle dolmuş. Ve kendiliğinden mırıldanmış: “Hamd, alemlerin Rabbi olan Allah’adır.”
Bu sözle birlikte anahtar elinde bir anlığına ısınmış. Gezgin, başını kaldırıp etrafına bakmış. Artık çöl ona sadece bir boşluk gibi gelmiyormuş. Uçan kuşu, kumların arasındaki küçük kertenkeleyi, uzaktaki dağların siluetini ve başının üstündeki gök kubbeyi de görüyormuş. Hepsinin bir bütünün parçası olduğunu, bir sahibi olduğunu hissetmiş. Bu farkındalık, kalbine ince bir rahmet gibi işlemiş.
“O, Rahman’dır, Rahim’dir.”
Anahtar daha da parlakmış. Tam o sırada, ufukta bir kum fırtınası belirmiş. Korku, Gezgin’in kalbini yoklamış. Kaçacak hiçbir yer yokmuş. Ama sonra aklına başka bir şey gelmiş. Bu alemin bir sahibi varsa, her şeyin bir hesabı, bir düzeni ve bir günü olmalıymış. O an, sarsılmaz bir adaletin ve mutlak bir gücün varlığını hissetmiş. Titreyen bir sesle fısıldamış:
“Din gününün, yani hesap gününün sahibidir.”
Ve hayretle, yaklaşan fırtınanın tam önünde ikiye ayrılıp yanlarından geçip gittiğini görmüş. Yol açılmış. Önünde iki patika belirmiş. Biri kolay ve cazip görünüyormuş, ama sonunda bir serap varmış. Diğeri ise daha sarp, daha belirsizmiş, ama gerçek hissettiriyormuş. Kime güveneceğini, kimden yardım isteyeceğini artık biliyormuş. Anahtarı kalbine bastırmış ve kararlılıkla seslenmiş:

“Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.”
Bu söz, onun yeminiymiş. Bu yemini ettiği an, sarp olan patikanın başlangıcında görünmez bir kapının kilidi açılır gibi bir ses duyulmuş ve yolun ilk adımı aydınlanmış. Artık bir seçimi varmış ve bu seçimi yapacak gücü kendinde buluyormuş. Ama hangi yöne gideceğini, nasıl yürüyeceğini bilmiyormuş. Tek bir dileği varmış:

“Bizi dosdoğru yola ilet.”

Dileğiyle birlikte, önündeki sarp patika; adeta yıldızlarla döşenmiş gibi nazik bir ışıkla aydınlanmaya başlamış. Yürünebilir, güvenli bir yola dönüşmüş
Gezgin, bu aydınlık yolda yürürken, yolun kenarlarında başka izler de görmüş.

Bir tarafta, gazaba uğramışların kuruttuğu, dikenli bitkilerle dolu, karanlık bir vadi varmış. Diğer tarafta ise yollarını şaşırmışların sisler içinde amaçsızca dolandığı bir bataklık… Aydınlık patika ise, kendisinden önce bu yoldan geçmiş, kendilerine nimetler verilmiş nice güzel insanın ayak izleriyle doluymuş. O an yolun ne anlama geldiğini daha iyi anlamış:
“Kendilerine nimet verdiklerinin yoluna; gazaba uğrayanların ve sapmışların yoluna değil.”

Bunun üzerine, Gezgin adını hatırlamış. O Umut’muş. Elindeki “Açan Anahtar” ile sadece bir çölden çıkış yolunu değil, kendi kalbine giden yolu da bulmuş.

Ve işte böylece, Kutsal Kitab’ın ilk kapısından birlikte geçmiş olduk. Bu, yolculuğumuzun sadece başlangıcı. Ne dersin, bir sonraki kapıyı aralamaya, bir sonraki surede gizli olan hikayeyi keşfetmeye var mısın?

Penceremden İnciler

2 thoughts on “Açan Anahtar Ve Kayıp Gezgin Masalı

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir