Demet: Acil Servisin Görünmeyen Yüzü: Maruziyetler ve Tahammül Sınırlarımız
Bir acil hekimi olarak, her gün kapısından içeri adım attığımda sadece hastalıklara değil, aynı zamanda insan doğasının en ham hallerine de tanıklık ediyorum. Burası, yaşamla ölüm arasındaki ince çizgide, umutla çaresizliğin iç içe geçtiği bir yer. Ancak bu yoğunluğun ve kutsal görevin ötesinde, biz acil hekimlerinin maruz kaldığı ve çoğu zaman dile getiremediği bir dizi davranış var ki, bunlar mesleki motivasyonumuzu derinden sarsıyor, insanlığa olan inancımızı sorgulatıyor.
Tahammül Sınırlarımızı Zorlayan Davranışlar
Gecenin bir yarısı uykudan uyandırılıp, “Bu ağrıya şimdi mi bakılır?” diye fırça yediğimizde, içimizdeki şefkat pınarı kuruyor. Bir yandan hayat kurtarmak için zamanla yarışırken, diğer yandan “Benim tanıdığım var, beni öne alın!” diyen ayrıcalık peşinde koşanlarla boğuşmak, adaletin ta kendisiyle çelişiyor. Randevu sistemiyle gelmeyen, hafif bir şikayetle acile başvuran ve “Benim işim var, çabuk olun!” diye feryat edenler, gerçekten yardıma muhtaç olanların önünü tıkıyor.
En acısı ise, sağlık çalışanı olmanın getirdiği saygınlığın, ne yazık ki bazı durumlarda şiddete dönüşmesidir. Hakaretler, tehditler, hatta fiziksel saldırılar… Bunlar sadece bedensel değil, ruhsal yaralar açıyor içimizde. Hastanın veya refakatçisinin çaresizliğini anlıyoruz, ancak bu durumun şiddeti meşrulaştırmadığını da defalarca hatırlatmak zorunda kalıyoruz.
Yorgunluk ve Tükenmişlik Sarmalı
Yoğun mesai saatleri, kesintisiz nöbetler, uykusuzluk ve sürekli stres altında çalışma, zaten zihinsel ve fiziksel olarak bizi yıpratıyor. Bir de buna, yukarıda saydığım olumsuz davranışlar eklendiğinde, tükenmişlik kaçınılmaz hale geliyor. Bir zamanlar hekimlik yeminiyle başlayan coşkulu yolculuk, yerini sessiz bir direnişe, hatta bazen umutsuzluğa bırakabiliyor. Her yeni gün, acaba bugün ne tür bir zorlukla karşılaşacağız endişesiyle başlıyor.
Bizler, bu ülkenin sağlık ordusunun ön cephesinde, tüm zorluklara rağmen ayakta durmaya çalışan neferleriyiz. Bizim de duygularımız, bizim de sınırlarımız var. İnsanlardan beklentimiz sadece biraz anlayış, biraz saygı ve biraz sabır. Çünkü bizler de insanız ve bizler de en az hastalarımız kadar bu zorlu koşulların mağduruyuz.
Umarım bir gün acil servisler, sadece hastalığın değil, aynı zamanda karşılıklı saygı ve anlayışın da iyileştiği yerler haline gelir.
