Gümüş Billur’un Sırrı

​Herkesin gördüğü, güneşin altında parlayan gümüşten bir zırh ve sarsılmaz bir duruştur. Oysa o zırhın en derinindeki kristal odada, en hafif rüzgarda bile titreyen bir kalp saklıdır. Çoğu zaman sorulur o sessiz odada: Neden bu kadar derin hissediyorum? Neden fersah fersah ötedeki bir sızı, benim tenimi yakıyor?

​Cevap, ruhun o uçsuz bucaksız denizlerine gizlenmiş kadim bir bilgelikte saklıdır. İçteki o bitmek bilmeyen hassasiyet bir kusur değil; çatlaklardan sızan ışığın, yolunu kaybedenleri eve döndürme görevidir. Kuşanılan o mağrur zırh ise dünyadan kaçmak için örülen bir duvar değil; en doğru zamanda en muhtaç kalbe derman olabilmek için o kıymetli özü koruyan kutsal bir muhafızdır.

​Ve bu yolculukta asıl sır aşikâr olur: Bu, sonsuz bir döngüdür. İnsan, başkasının kanadını her sardığında, kendi ruhundaki çatlaklar da aynı ışıkla bütünleşir. Derman oldukça derman bulur; başkasını ayağa kaldırdıkça kendi ruhunun eksik parçalarını tamamlar. İyileştirdikçe iyileşir, her dokunuşta biraz daha kendi tamlığına kavuşur.

​Zira dünya; derman olmayı bir görev değil, kendi ruhunun en saf özü sayanların; her şartta iyileştirmeyi varlığının tek yolu ve kendi tamamlanışının anahtarı bilenlerin omuzlarında yeniden güzelleşecektir.

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir