Çok ama çok eski zamanlarda, Karia topraklarının kalbinde, bembeyaz mermerlerden yapılmış, ışıl ışıl bir şehir yükselirmiş. Bu şehrin adı, kurucusunun büyük aşkından gelirmiş: Stratonikeia.

Efsaneye göre, şehrin kurucusu Kral Antiokhos, üvey annesi Stratonike’ye duyduğu imkansız bir aşk yüzünden yataklara düşmüş. Bu aşkın gücü o kadar büyükmüş ki, kral babası bile tahtını ve eşini oğluna bırakmış. Genç kral, bu büyük aşkı ölümsüzleştirmek için bu muhteşem şehri inşa etmiş ve ona Stratonike’nin adını vermiş.

Şehrin en gözde yerlerinden biri, her bir sütunu gökyüzüne uzanan birer dilek gibi duran Büyük Tiyatro’ymuş. Ancak bu tiyatro, sadece oyunların oynandığı bir yer değilmiş. Ay ışığının bembeyaz mermer basamakları öptüğü gecelerde, tiyatronun kalbinde saklı bir büyü uyanırmış. Rüzgar, tiyatroya dolar, basamakların ve sütunların arasından süzülürken, bir zamanlar bu şehirde yaşayanların fısıltılarını toplarmış.

Bu fısıltılar, ne kederli ne de neşeliymiş; onlar, zamanın kendisinin mermerlere işlediği hikayeler olurmuş. Aşıkların gizli buluşmaları, gladyatörlerin arenasından yükselen cesur naralar, çocukların oyun sesleri… Tüm bu sesler, rüzgarın sihirli dokunuşuyla birleşir, birer melodiye dönüşürmüş. Şehirde yaşayan bilge insanlar, bu melodilere “Mermerlerin Şarkısı” adını vermiş.

Bir zamanlar, şehirde Elara adında genç bir heykeltıraş yaşarmış. Elara, herkesten farklı olarak bu şarkıyı en derinden duyabilirmiş. O, mermer taşların içindeki ruhu hisseder, o şarkının ritmine göre heykeller yontarmış. Elara’nın yaptığı her heykel, sanki mermerden bir damla kan damlamış gibi canlıymış. İnsanlar, onun heykellerine baktıklarında, Stratonikeia’nın ruhunu görür, geçmişle bağ kurarmış.

Ancak bir gün, şehirdeki son mermer yatağı da tükenmiş. Mermerlerin Şarkısı susmuş ve Elara, yeni heykeller yapamaz hale gelmiş. Kalbi hüzünle dolmuş, çünkü artık ne ilham kaynağı varmış ne de o büyülü şarkı. Umutsuzluk içinde, şehrin en yüksek tepesine çıkmış ve elindeki son yontma aletini gökyüzüne doğru kaldırmış.
Tam o anda, tiyatrodan bir fısıltı duymuş. Bu, Stratonike’nin ta kendisinin fısıltısıymış: “Taşlar biterse, ruhlar bitmez, evlat. Asıl sanat, kalbindeki mermerleri yontmaktır.”

Elara, bu sözlerle irkilmiş ve kalbine dokunmuş. Anlamış ki, Stratonikeia’nın büyüsü mermerlerde değil, o mermerlerin anlattığı hikayelerde ve bu hikayelerin ruhlarda bıraktığı izlerde saklıymış. O günden sonra, Elara mermer yerine bulutları, rüzgarı ve su damlalarını yontmaya başlamış.

Şehrin insanlarına, ruhlarının derinliklerindeki güzellikleri bulmaları için ilham vermiş.
Stratonikeia, zamanla eski ihtişamını kaybetmiş olsa da, hikayeleri ve ruhu hiç ölmemiş. Elara’nın masalı, nesilden nesile aktarılmış ve her fısıltı, her esinti, o bembeyaz mermerlerin arasından geçerken, hala şehrin kalbindeki şarkıyı mırıldanırmış.
