Bir zamanlar büyük bir ormanda yaşayan bilge bir baykuşla, gökyüzünün en parlak yıldızını bulmaya yemin etmiş genç bir serçenin hikayesiydi.
Serçe, her sabah uyanır uyanmaz gökyüzüne bakar, en parlak yıldızın nerede olduğunu anlamaya çalışır ve tüm gün boyunca o yıldıza ulaşabilmek için kanat çırpardı.

O kadar hızlı uçuyordu ki, geçtiği ağaçların yapraklarını, altında akan nehrin şarkısını ya da yanından geçen kelebeklerin renklerini fark edemiyordu. Tek hedefi, o parlak yıldıza ulaşıp, “işte, başardım!” diyebilmekti.
Bir gün yorgunluktan bir ağacın dalına konduğunda, bilge baykuş onun yanına yaklaştı ve sordu: “Nereye böyle aceleyle, küçük serçe?”
Serçe, heyecanla kanatlarını çırparak cevap verdi: “En parlak yıldızı arıyorum! Onu bulduğumda, hayatım anlam kazanacak!”

Bilge baykuş, gülümseyerek başını salladı ve dedi ki: “Ama dostum, o yıldız zaten her gece aynı yerde parlıyor. Onu bulmak için bu kadar acele etmene gerek yok.”
Serçe şaşkınlıkla baykuşa baktı ve sordu: “O zaman neden bu kadar yorgunum? Neden kalbim bu kadar hızlı çarpıyor?”
Baykuş, serçenin yanına kondu ve devam etti: “Çünkü sen, yolculuğun kendisini değil, sadece varış noktasını düşünüyorsun.

Oysa ki bu yolculukta neler kaçırdığının farkında bile değilsin. O nehrin şarkısını dinlemedin, o kelebeklerin dansına katılmadın ve o ağaçların gölgesinde dinlenmedin. Tüm bunlar, o yıldıza ulaştığında elde edeceğin mutluluktan çok daha fazlasını sunabilir.”
Serçe, baykuşun sözlerini düşündü ve o andan itibaren uçuşunu yavaşlattı. Artık her günün bir parçası olan rüzgarın fısıltısını dinliyor, çiçeklerin kokusunu içine çekiyor ve göl kenarındaki diğer kuşlarla sohbet ediyordu. En parlak yıldızı aramaktan vazgeçmedi, ama artık oraya ulaşmak için acele etmiyordu.

Geçen günler, haftalar boyunca serçe çok daha mutlu oldu. Bir gece gökyüzüne baktığında, aslında o en parlak yıldızın kendisiyle birlikte olduğunu, içindeki huzur ve keyfin ta kendisi olduğunu anladı. Varış noktası, sadece bir yıldız olabilir. Ama o yolda yaşananlar, tüm bir galaksidir.
