Gölge Ve Karamel

Bu iki küçük afacan, kendilerine ait gizli bir krallıkta yaşıyorlardı. Adları Gölge ve Karamel idi. İkisi de bir zamanlar demir parmaklıkların ardında, “barınak” denilen o soğuk geçiş duraklarında beklemişlerdi. Şimdi ise krallıkları; insanların “salon” dediği, alabildiğine uzanan parlak mermer ovalar, devasa beyaz dolap kaleleri ve üzerinde güvenle yuvarlanabilecekleri rengarenk kilim adalarından oluşuyordu.Gölge, koyu renkli tüyleriyle krallığın şövalyesi; Karamel ise kurnaz bakışlarıyla strateji ustasıydı. Barınak günlerinin o bekleyişi, yerini şimdi bu sıcak yuvadaki oyunlara bırakmıştı.O gün, Desenli Kilim Adası’nın tam sınırında büyük bir mücadele başladı. Kimse bu savaşın neden çıktığını bilmiyordu; belki bir toz zerresi, belki de havada uçuşan hayali bir sinek yüzündendi. Gölge sırtüstü yere yatmış, dört patisini birden havaya kaldırarak savunma pozisyonunu almıştı. Karamel ise onun üzerine hamle yapıyordu.Krallığın en uzağında, mermer ovanın kenarında devasa bir siluet belirdi: Dev Sandalet. İki yumak bir an için duraksadı. Dev Sandalet orada durmuş, büyük bir sakinlikle onları izliyordu.”Bak,” diye fısıldadı Karamel, patisini Gölge’nin yüzüne bastırırken. “Dev bizi izliyor. Bizi o soğuk yerden kurtarıp bu krallığa getirdiği için bizden memnun olduğunu görmek istiyor. “O zaman ona gerçek bir gösteri sunalım!” diye mırıldandı Gölge. Birbirlerine sarıldılar, yuvarlandılar. Kavga can yakmak için değil, krallığın en neşeli kuralını yerine getirmek içindi: Kim daha çok yuvarlanırsa, ödül mama saatinde en ön o olurdu! Savaş aniden bitti. İki küçük kahraman da yorgun düştü. Barınak günlerinin yalnızlığı, yerini şimdi birbirlerine sokulmanın ve Dev Sandalet’in gölgesinde uyumanın huzuruna bırakmıştı. Krallığı bir gün daha başarıyla neşelendirmenin gururunu yaşıyorlardı.

​Reçete: Varlığın Şükrü

Canlıların Ümmet Bilinci

“Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer topluluk (ümmet) olmasınlar.” (En’âm, 38)

Düşünce: Evimizdeki her canlı, kendi sosyal dünyası ve duyguları olan birer “ümmettir”. Onları sahiplenmek, sadece bir iyilik değil, yaratılıştan gelen bir emaneti koruma ve haklarına hürmet etme sorumluluğudur.

Tesbihin Dili: Fıtrat

“Göklerde ve yerde bulunan herkes ve dizi dizi kanat çırpan kuşlar Allah’ı tesbih ederler. Her biri kendi duasını ve tesbih edişini bilir.” (Nûr, 41)

Düşünce: Bir hayvanın oyun oynaması, koşması veya huzurla uyuması, onun kendi diliyle yaptığı bir şükürdür. Onların fıtratlarını (yaratılış özelliklerini) yaşamalarına izin vermek, onların Yaradan’a olan tesbihlerine ortak olmaktır.

Emanetçi Olmak

“Yeryüzünü de orada yaşayan canlılar için döşemiştir.” (Rahmân, 10)

Düşünce: İnsan, yeryüzünün sahibi değil, sadece misafiridir. Yeryüzü tüm canlılar için ortak bir sofradır. Bir canlıya yuva açmak, yeryüzündeki o ilahi paylaşım düzenine sadık kalmaktır.

Hayatın Hikmeti

“Biz göğü, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.” (Enbiyâ, 16)

Düşünce: Küçük bir kedinin oyunu bile anlamsız değildir. Hayattaki hiçbir hareket, hiçbir yaşanmışlık “boşuna” değildir. Onların mutluluğu, evrendeki her zerrenin bir hikmeti olduğunun en neşeli delilidir.

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir