
Evvel zaman içinde, uzak bir diyarda, nesiller boyu kaleleri koruyan meşhur bir Kilit Ustası yaşarmış. Bu usta, şehrin en büyük kalesinin kapısından sorumluymuş. Kale kapısı öyle devasa, öyle ağırmış ki; zamanla rüzgarın taşıdığı dumanlar, dışarıdan gelen tozlar ve kuşaklar boyu devralınan paslar yüzünden kilitlenip kalmış. Ne içeri bir kervan girebiliyormuş, ne de içerideki çöpler dışarı çıkabiliyor, kale bir türlü nefes alamıyormuş.
Usta bir gün bilge yardımcısına dönmüş: “Bu kapının açılması için önce kervanları durdurmalıyız. Kapıya yük bindirmeyi keselim ki kale dinlensin, nefes alsın,” demiş. Kaleye yeni bir yük binmeyince, içerideki temizlik işçileri hemen işe koyulmuş. Kapının etrafındaki çöpleri temizlemeye, kalenin kendi yükünü hafifletmeye başlamışlar. Kale, kapılarını dış dünyaya kapatınca içeriden kendi kendini onarmaya başlamış.
Lakin tam anahtarı çevireceklerken usta durmuş. Ne kadar denerse denesin, anahtar o derinlerdeki paslanmış yuvanın içinde dönmüyormuş. Yardımcısı şaşırmış: “Ustam, kervanları durdurduk, işçiler çalıştı, her yeri temizledik. Neden hala kilit dönmüyor?”
Usta gülümsemiş: “Evladım,” demiş, “İçeriye yük almamak çöpleri temizler ve işçileri uyandırır; bu doğrudur. Ama yüzyılların biriktirdiği o katılaşmış pası çözmek, o ana mekanizmayı harekete geçirmek için elimizde ne bir damla saf su var ne de doğru dürüst bir alet. Eskiden bu dağların toprağı mineral doluydu, sularımız şifalıydı, havamız temizdi; kale kendi kendini besler, pas tutmazdı. Ama şimdi toprak kurudu, sular kirlendi. İşçilerimizin elinde o pası çözecek hammadde yok!”
Usta, aylardır dağ bayır gezerek, sır gibi saklanan bitkilerden ve temiz kaynaklardan binbir emekle elde ettiği kadim bir özü cebinden çıkarmış. O ana mekanizmanın kalbine bu özü damlatmış. İşte o an, paslar çözülmeye başlamış.
Yardımcı sormuş: “Ustam, şifayı veren bu şişedeki öz müdür yani?”
Usta başını sallamış: “Asla,” demiş. “Eğer biz o dağları aşmasaydık, araştırmasaydık, çabalamasaydık bu özü zaten bulamazdık. Şifa; ne sadece kaleyi dış dünyaya kapatmaktadır, ne de bu şişededir. Şifa; bizim bu kapıyı açabileceğimize olan sarsılmaz inancımızda, vazgeçmeden gösterdiğimiz çabamızda ve eksilen hammaddeyi arayıp bulma bilgeliğimizdedir. Biz niyet edip çabalamasaydık, doğru anahtara da ulaşamazdık. Bu üçü bir araya gelmezse, kilit dönmez.”
Usta anahtarı çevirmiş, kilit gıcırdayarak açılmış ve içeride biriken tüm dumanlar rüzgara karışıp gitmiş.
Gökten üç elma düşmüş; biri kaleyi dinlendirmeyi bilenlere, biri eksilen hammaddeyi bulmak için dürüstçe çabalayanlara, biri de şifayı maddede değil, inanç ve emeğin ortak dengesinde arayanlara.

Not:
Sevgili Okur; aralıklı açlık vücudun kapılarını dış dünyaya kapatarak kendi temizlik işçilerini uyandırır, inanç ve tevekkül ise ruhun kortizol yükünü eritir. Ancak modern dünyanın eksilen toprak kalitesinde, o paslanmış hücre kilitlerini açmak için bazen dışarıdan küçük hammadde desteklerine (suplementlere) ihtiyaç duymak ve bu şifayı aramak, doğanın kanunlarına teslim olmanın ve çabalamanın bir parçasıdır.