
Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde… Gökyüzünün yedi kat üstünde, her yanı ışıl ışıl parlayan devasa bir Altın Şehir varmış. Bu şehirde yaşayanlar o kadar çok altına ve gümüşe sahipmiş ki, zamanla gözleri kamaşmış ve asıl görmeleri gereken şeyi, yani kalplerindeki o saf ışığı unutmuşlar.
Şehrin bir ucunda, koca cüsseli Devler yaşarmış. Onlar ne görseler “Hepsi benim olsun!” der, her şeyi dev ceplerine doldururlarmış. Şehrin öbür ucunda ise pelerinli Gölge Fısıldayanlar varmış; onlar da herkesin kendileri gibi düşünmesini, sadece kendi kurallarıyla oynamasını isterlermiş.
Bu gürültülü şehrin tam ortasında, küçük bir kulübede Derman isminde, insanlara yardım etmeyi çok seven bir genç yaşarmış. Derman’ın bir sırrı varmış: O, Devler’in parıltısına da Gölge Fısıldayanlar’ın oyunlarına da hiç kapılmazmış. Masasında hep açık bir defter, bir kalem ve bir de mumu dururmuş.
Bir gün koca şehre gri, ağır bir sis çökmüş. Kimse önünü göremez, kimse kimseye yardım edemez olmuş. Devler bağırmış: “Bize altın vereni kurtarırız!” Gölgeler fısıldamış: “Sadece bizim dediğimizi yaparsanız ışığı görürsünüz!”
Derman ise sakince mumunu yakmış ve defterine o günün ilk cümlesini yazmış. O dürüstçe yazdıkça, kaleminden çıkan harfler masmavi birer kelebeğe dönüşüp uçmaya başlamış. Yanına küçük bir çocuk gelip sormuş: “Derman abi, neden sen de onlar gibi güçlü görünmeyi seçmiyorsun? Bak, onlar her şeye sahip.”
Derman gülümsemiş ve demiş ki; “Bak küçük dostum, bazı yollar çok parlak görünür ama seni karanlığa çıkarır. Önemli olan herkesin ne dediği değil, içindeki o minik kuşun ne fısıldadığıdır. Eğer ben o kuşun sesini dinlemezsem, bu mumu yakamam. Bu mum yanmazsa da, kalbi yorulanların yolunu kimse bulamaz.”
Derman yazdıkça, o mavi kelebeklerin ışığı tüm sisi dağıtmış. Ne Devler’in kaba gücü ne de Gölgeler’in fısıltısı o bir tek doğru cümlenin aydınlığına dayanabilmiş. O günden sonra Altın Şehir’de yaşayanlar anlamışlar ki; dünyanın en büyük hazinesi, insanın içindeki o doğruyu söyleyen sese, ne pahasına olursa olsun sahip çıkmasıymış.
Gökten üç elma düşmüş; biri yolundan dönmeyen tüm iyi yüreklere, biri kalemini vicdanına mürekkep yapanlara, biri de bu masalı bir ders gibi kalbine koyanlara gitmiş.

Yazarın Notu:
Bugün, 14 Mart 2026 / Tıp Bayramı.
Hekimliği sadece bir iş olarak değil, vicdanıyla harmanlanmış bir yaşam biçimi olarak gören; her zorluğa rağmen etik değerlerinden ödün vermeyen tüm meslektaşlarımın 14 Mart Tıp Bayramı kutlu olsun! 🩺✨