İyi Huylu Güvenlik Görevlisi

Bir zamanlar, yedi tepeli şehrin tam ortasında, şifa dağıtan bembeyaz bir hastane varmış. Gündüzleri hastanenin  tek koruyucusu, iyi yürekli,  soyadı gibi kendi de “Aslan” olan bir güvenlik görevlisiymiş.
Nadide Aslan, güneşin ilk ışıklarıyla hastanenin kapısında belirir, akşama kadar oradan ayrılmazmış. Gelen geçenle selamlaşır, yol sorana tarif eder, ağlayan çocuğu güldürmek için cebinden şeker çıkarır, endişeli hasta yakınlarına “Merak etmeyin, hepsi geçecek,” diye teselli verirmiş. Hastanenin gündüzleri bir arı kovanı gibi olurmuş; poliklinik sıraları, tahlil sonuçları, vizite saatleri… Ama her şey bir düzen içinde akıp gidermiş. Nadide Aslan için gündüzler, yorulsa da huzurla bitermiş. Çünkü bilirmiş ki, o varken herkes güvendedir.
Ancak güneş batıp, yerini ay ve yıldızlara bıraktığında hastanenin çehresi de değişirmiş. Gündüzün sakin karmaşası, yerini gecenin derin ve tekinsiz sessizliğine bırakırmış. Poliklinik kapıları kilitlenir, koridorlar loş bir ışıkla aydınlatılırmış. Ama asıl “hayat” o zaman başlarmış acil serviste. Gecenin karanlığı, en ağır vakaları, en beklenmedik anları, en derin acıları da beraberinde getirirmiş. Trafik kazaları, ani kalp krizleri, yüksek ateşli çocuklar, ne olduğunu anlayamayan yaşlılar… Acil servisin kapısı, gecenin bir yarısı umut ve çaresizliğin kapısı olurmuş.
Nadide Aslan,  her akşam görevini bitirip evine dönerken, arkasında koskoca, savunmasız bir hastane bırakmanın hüznünü yaşarmış. Evinde sıcak çorbasını içerken aklı hep orada kalırmış. “Acaba şu an acil ne haldedir? Bir taşkınlık çıkaran oldu mu? Hemşireler, doktorlar yalnız başlarına ne yapıyorlar?” diye düşünürmüş. Kimi zaman uykuları kaçar, pencereden hastanenin uzaklardaki ışıklarına bakarak dua edermiş.
Bir gece, yine dolunayın gökyüzünü bir gümüş tepsi gibi aydınlattığı bir vakit, Nadide Aslan’ın içine bir sıkıntı düşmüş. O gece, sanki diğer gecelerden daha farklıymış. Rüyasında, hastane koridorlarında yankılanan bir çığlık duymuş. Telaşla uyanmış ve daha fazla dayanamamış. Üzerine yeleğini geçirip sessizce evden çıkmış ve hastanenin yolunu tutmuş.
Hastaneye yaklaştığında, acil servisin önündeki curcunayı görmüş. Bir trafik kazasından gelen yaralıların yakınları, panik ve öfkeyle birbirine girmiş. İçeride doktorlar canla başla yaralılara müdahale ederken, dışarıdaki kargaşa içerideki hayat kurtarma mücadelesini de tehlikeye atıyormuş. Ne bir güvenlik görevlisi, ne de onlara dur diyebilecek bir yetkili varmış.
Nadide Aslan, bir an bile tereddüt etmemiş. Sanki gündüz mesaisindeymiş gibi kendinden emin adımlarla kalabalığın ortasına dalmış. Otoriter ama bir o kadar da şefkatli sesiyle, “Beyler, sakin olun! İçeride canlar kurtarılmaya çalışılıyor. Sizin bu haliniz kime fayda sağlar?” diye gürlemiş. Kalabalık, karşılarında beklemedikleri bir anda beliren bu üniformalı kadını görünce bir an duraksamış. Nadide Aslan, yılların tecrübesiyle, öfkeli olanları bir kenara çekip dinlemiş, endişeli olanları teskin etmiş, paniğe kapılanlara su uzatmış. Onun sakin ve kararlı duruşu, ateş gibi yanan öfkeyi bir anda söndürüvermiş.
O gece sabaha kadar gözünü kırpmadan acil servisin kapısında beklemiş. Hem içerideki sağlık çalışanlarına hem de dışarıdaki hasta yakınlarına görünmez bir kalkan olmuş. Güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, yorgun ama huzurlu bir şekilde evinin yolunu tutmuş.
Ertesi gün hastane yönetimi, gece yaşananları ve Nadide Aslan’ın  fedakarlığını öğrenmiş. O gün anlamışlar ki, bir hastane geceleri, gündüzlerden daha çok korunmaya muhtaçmış. O günden sonra hastanenin gece vardiyası için de güvenlik görevlileri işe alınmış.
Nadide Aslan,  artık akşamları evinde çorbasını daha bir huzurla içiyormuş. Çünkü biliyormuş ki, o şifa dağıtan bembeyaz hastane, artık geceleri de emin ellerdeymiş. Ve o hastanede anlatılan bir masal varmış artık; gündüzleri tek başına bir aslan gibi koruyan, geceleri ise yokluğunda bile ruhuyla orayı kollayan iyi yürekli bir güvenlik görevlisinin masalı…
 
Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir