
Bir zamanlar, Karadeniz’in hırçın dalgalarıyla iç içe yaşayan, her zaman neşeli ve biraz da sakar Temel adında bir balıkçı varmış. Temel’in en büyük tutkusu, sabahın erken saatlerinde teknesiyle denize açılıp ağlarını atmak ve gün batımına kadar balık avlamakmış.

Bir gün, hava her zamankinden daha durgun, deniz ise adeta bir ayna gibiymiş. Temel, ağlarını çekerken, ağlara takılan parlak, ahşap bir kutu fark etmiş. Kutunun üzeri yosunlarla kaplı olsa da, altın işlemeler ve garip sembollerle süslü olduğu belliymiş. Temel, hayatında böyle bir kutu görmemiş. Merakla kutuyu açmaya çalışmış ama kutu sıkıca kapalıymış.
“Ula bu ne ki şimdi?” diye mırıldanmış Temel. Kutuyu teknesine alıp eve götürmeye karar vermiş.
Akşam eve geldiğinde, karısı Fadime kutuyu görünce şaşırmış. “Bu ne Temel? Nereden buldun bunu?” diye sormuş.

Temel, kutuyu nasıl bulduğunu anlatmış. Birlikte kutuyu açmaya çalışmışlar ama nafile. Kutuyu bir türlü açamamışlar. Tam ümitlerini kesmişler ki, Temel’in küçük kızı Ayşe, kutuya dokunur dokunmaz, kutu hafifçe titremeye başlamış ve kapağı yavaşça aralanmış.
Kutunun içinden pırıl pırıl parlayan, rengarenk dumanlar yükselmeye başlamış. Dumanlar dağıldığında, kutunun içinde minicik, parlak bir balık belirmiş.

Balık, insan sesiyle konuşmaya başlamış: “Beni kurtardığınız için teşekkür ederim, ey iyi kalpli insanlar. Ben Deniz Perisi’nin sihirli balığıyım. Bu kutu, dileklerinizi gerçekleştiren bir kutudur. Her dileğinizde, kutu size bir şey verecektir. Ama unutmayın, her dileğin bir bedeli vardır.”
Temel ve Fadime şaşkınlıkla birbirlerine bakmışlar. Ayşe ise sevinçle ellerini çırpmış.
Temel, ilk dileğini dilemiş: “Ula ben bi ton hamsi isterim!”

Kutudan anında taze, pırıl pırıl bir ton hamsi çıkmış. Temel sevinçle bağırmış: “Yaşasın! Artık hiç balık tutmama gerek kalmayacak!”
Fadime ise daha akıllıca bir dilek dilemiş: “Evimiz daha büyük ve güzel olsun!”

Göz açıp kapayıncaya kadar, küçük kulübeleri büyük, gösterişli bir eve dönüşmüş. Ayşe ise en masum dileğini dilemiş: “Keşke tüm çocuklar mutlu olsa!”
Kutudan çıkan dumanlar tüm köye yayılmış ve o günden sonra köydeki tüm çocuklar neşeli ve mutlu olmuş.

Temel ve ailesi, sihirli kutu sayesinde zengin ve mutlu bir hayat sürmüşler. Ancak, balığın “her dileğin bir bedeli vardır” sözünü unutmamışlar. Her dileklerinde, kutudan çıkan bir şeyin karşılığında, hayatlarında küçük bir değişiklik olduğunu fark etmişler. Bazen Temel’in şakaları daha da sakarlaşmış, bazen Fadime’nin yemekleri biraz daha tuzlu olmuş, bazen de Ayşe’nin oyuncakları kendiliğinden kaybolmuş.

Ama yine de, sihirli kutu onlara hayatın sadece dileklerden ibaret olmadığını, asıl mutluluğun birlikte olmaktan ve sevdikleriyle paylaşmaktan geçtiğini öğretmiş. Ve Temel, her ne kadar zengin olsa da, sabahları yine teknesiyle denize açılmaktan ve ağlarını atmaktan vazgeçmemiş. Çünkü o biliyormuş ki, gerçek mutluluk, denizin tuzlu kokusunda ve Karadeniz’in hırçın dalgalarındaymış.
