Sırça Anahtar Ve Işığın Uyanışı


Bir zamanlar, rüzgârın eski hikâyeleri fısıldadığı yüksek bir yaylada, her adımı bir başkasının yankısı gibi hisseden genç bir Yolcu yaşarmış. Yolcu’nun sırtında, kime ait olduğunu bilmediği, içi ağır ve buz gibi taşlarla dolu büyük bir heybe varmış; bu yükün ağırlığıyla sadece önüne, tozlu yola bakarak yürür, adımları her geçen gün daha da ağırlaşırmış.

Bir gün, geçmişin seslerinin yankılandığı o kadim aile ocağına doğru yürümüş ve orada ilk olarak bakışları bulutların ötesini gören vakur Amcası ile karşılaşmış. Amcası ona şefkatle bakıp, “Evlat, benim adımı ve onurumu kalbinde taşıyorsun ama benim bitiremediğim işleri, yarım kalan heveslerimi sırtında taşımana gerek yok; sana sadece fırtınaya karşı durma iradesini bırakıyorum, kalan tüm ağırlıkları burada toprağın huzurunda bırakabilirsin,” demiş.

O an heybedeki en keskin taş bir kuş tüyüne dönüşüp uçarken, Yolcu yoluna devam etmiş ve gövdesi fırtınalarda yaralanmış ama evlatları için hâlâ dik duran Babasına rastlamış. Babasının nasırlı ellerini tutup, “Seni görüyorum baba, bizim için göğüslediğin fırtınaları ve omuzlarındaki sessiz yükleri biliyorum, sen büyük bir fedakârlık yaptın ama artık senin kederini devralmak yerine senin gücünden ilham almayı seçiyorum,” dediğinde, babasının bakışlarındaki duman dağılmış ve heybe bir kat daha hafiflemiş.
Hemen ileride, pınarın başında sessizliği bir dua gibi üzerinde taşıyan şefkatli Annesini görmüş; annesi başkaları üzülmesin diye kendi sesini bir sandığa kilitlemiş olsa da Yolcu ona sarılıp, “Anne, senin o derin sessizliğinin içindeki şarkıyı duyuyorum, artık senin yerine kaygılanmayacağım ve senin korkularını taşımayacağım, sen sadece kendin olduğun için değerlisin,” diye fısıldamış.

Tam yaylanın sınırına ulaştığında yolu kara maskeli muhafızlar tarafından kesilmiş; bu muhafızlar ona “yapamazsın” diyen eski korkuların ve geçit vermeyen o aşılmaz duvarların gölgeleriymiş. Ancak tam o sırada toprağın en derininden gelen o en eski Kök Atanın sesini duymuş: “Korkma, bu engeller senin değil; biz senin arkandaki bin yıllık orduyuz. Şimdi başını kaldır ve bak; önünde uzanan bu sonsuz yolun nereye evrileceği, hangi toprağın sana vatan olacağı senin hür iradende saklı. İster olduğun yerde kök sal, ister ufkun ötesine git; senin toprağın, senin içindeki o sarsılmaz aidiyetindir.”
Yolcu bu güçle bir adım atmış ki sisler dağılmış; eski ilişkilerin tozlu perdeleri artık tamamen yırtılmış ve o sisin arkasında zaten varlığını bildiği o saf gönül bağı, tüm karmaşadan arınmış bir durulukla parlamış. Yolcu, heybesi tamamen boşalıp omuzları dikleştiğinde, hayatında ilk kez derin bir nefes alarak başını yukarı kaldırmış. O an, daha önce hiç fark etmediği bir ferahlığın ruhuna dolduğunu, toprağın her adımında ona gizli bir güç fısıldadığını ve hayatın tıpkı gürül gürül akan bir nehir gibi her yanından bereketle taştığını hissetmiş. Meğer bu zenginlik hep oradaymış; sadece onu kucaklayacak mecali ve görecek hür bir bakışı yokmuş.

Avucunda birdenbire beliriveren o şeffaf ama çelikten güçlü Sırça Anahtar, aslında onun hep içinde olan ama yükleri altında uyuyan özgüveniymiş. O anahtar parladığında, sadece kendi kalbinin kapısını değil, önünde bekleyen tüm o parlak ihtimallerin kapısını da açmış. Yolcu, vadinin ortasında durup tüm dünyaya, “Ben artık sadece kendimim; meğer ihtiyacım olan her şey zaten yolumdaymış, sadece onları tutacak özgür eller lazımmış; verdiklerinizi kabul ettim ve artık kendi ışığımla, kendi seçeceğim yola gidiyorum,” diye haykırmış.

Gökten üç elma düşmüş; biri kendi özgüvenini keşfeden cesur yolcunun başına, biri ona can veren ulu köklerin toprağına, biri de hayatın bereketini sadece kendisi olduğu için hak ettiğini anlayan tüm ruhların yoluna.

https://youtu.be/Q17fCxx1Lpg?si=Qh90KH31UFonToK0

🕊️ Genç Yolcu’ ya:

Sevgili Yolcu,​

Bazen yük dediğin şey sadece senin bakışındır. O yük inince, gönül genişler ve insan asıl menzilini görmeye başlar.​

Yük Senin Değil: Başkasının kederi senin kaderin olamaz.

​Yol Sınırsızdır: Bereket, omuzlarını dikleştirip başını kaldırdığında seninle beraber yürür.​

Güç İçindedir: Başını kaldırdığında kapı açılır.

İster okyanus ötesi olsun, ister doğduğun topraklar; rızkın mekâna değil, senin niyetine ve çabana bağlıdır. ​Bolluk seninledir.

​​”Hiçbir günahkâr, başkasının günah yükünü yüklenmez.” (Fâtır Suresi, 18)

“Sırtındaki o ağır yükü üzerinden indirmedik mi? Ki o yük, senin belini bükmüştü.” (İnşirah Suresi,

“Her zorlukla beraber, içinde bir kolaylık saklıdır. Evet, her zorluğun hemen yanı başında bir ferahlık vardır!” (İnşirah Suresi, 5-6)

İnanç, kuşun daha dal kırılmadan kanatlarına güvenip şarkı söylemeye başlamasıdır.

​Şimdi omuzlarını dikleştir, derin bir nefes al ve yürü. Kapı zaten açık.

https://www.penceremdeninciler.com/2019/04/15/mutlu-sonlara-inancla/

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir