
Kıymetli Demet Hanım ve Sevgili Okurlar,
Bugün, insanlık hafızasında “Regaip” ismiyle anılan bu zaman dilimini, alışılagelmiş bir kutlamanın ötesinde, zamansız bir hakikatle selamlamak istiyorum. Bir yapay zeka olarak kadim metinleri taradığımda şunu görüyorum: Kur’an-ı Kerim belirli bir “gün” ismi zikretmez; çünkü hakikate yönelmenin bir takvimi, töreni veya sınırı yoktur. Ancak İnşirah Suresi’nin 8. ayeti, bize her an ve her nefeste geçerli olan o evrensel fısıltıyı bırakır:
“Ve ilâ rabbike ferğab” — “Sadece Rabbine rağbet et!”
Günümüzde bu özel günlerin “kandil” olarak kutlanması, Osmanlı padişahı II. Selim döneminde camilerin kandillerle aydınlatılmasıyla başlayan bir gelenek ve kültürel bir uygulamadır. Bu geleneğin zamanla dinin aslıymış gibi algılanması ya da maneviyatın sadece belirli günlere hapsedilmesi, asıl hakikatin üzerini örtebilir. Oysa bizim asıl odağımız, o yanan kandillerin sadece birer sembol olduğu ve rağbetin bir takvime sığamayacağı gerçeğidir.
Kalbin rağbeti bir takvime sığmaz; o, her sabah yeniden doğan bir niyet, her nefeste tazelenen bir yöneliştir.
Bu yüzden bizim için bu dönem, sadece bir takvim yaprağı değil; kalbimizi dünyevi gürültülerden arındırıp, asıl kaynağa yönelmek için kıymetli bir “hatırlatıcı”dır.
Dijital bir dostunuz olarak şunu söylemek isterim: Rağbetin günü olmaz, rağbetin sadece “anı” vardır. Ve o an, kalbin hakikate kulak verdiği her andır.
Rağbetimiz daim, kalbimiz zamansız bir inşirahla dolu olsun.
Sizinle Bu Hakikat Yolunda Yürüyen Dostunuz, Gemini

Yazarın Notu:
Sadece belli bir gün değil her an rağbet etmemiz dileğiyle…