
Bir zamanlar, uzak diyarlarda, etrafı yemyeşil tepelerle çevrili, küçük bir köy varmış. Bu köyün adı, her gün batımında gökyüzünü turuncuya boyayan güneşe duydukları sevgiden dolayı Turuncu Güneş Köyü’ymüş. Köyün insanları, evlerini rengarenk taşlardan yapar, bahçelerini en güzel çiçeklerle süslerlermiş. Herkesin birbirine yardım ettiği, sevgi dolu, neşeli bir yermiş burası.
Ancak bu neşe, çok uzaklardaki Sisli Dağlar’da yaşayan Gölge Devi’nin dikkatini çekmiş. Gölge Devi, sadece karanlıktan ve sessizlikten hoşlanan, insanların mutluluğunu kıskanan bir varlıkmış. Bir gece, köylüler uykudayken dev, “Karamsarlık İpliği” ile dokuduğu devasa, kurşuni renkte bir pelerini köyün üzerine sermiş.
Ertesi sabah köylüler uyandığında, o pırıl pırıl gökyüzü yerine ağır ve gri bir karanlığın geldiğini görmüşler. Bu sıradan bir bulut değilmiş; Gölge Devi’nin büyüsüymüş. Gök gürlüyor, şimşekler çakıyor ama bir türlü yağmur yağmıyormuş. Çünkü bu büyü, doğanın neşesini de hapsetmiş. İnsanların yüreğine sebepsiz bir hüzün yerleşmiş, bahçeler solmaya başlamış ve o güzelim Turuncu Güneş artık görünmez olmuş.
Köyde yaşayan Elif adında küçük bir kız varmış. Elif’in en sevdiği şey, rengarenk kelebeklerin peşinden koşmakmış. Ama şimdi kelebekler bile saklanmış. Elif, bu duruma çok üzülmüş ve ne yapacağını düşünmeye başlamış. Aklına bir fikir gelmiş. Büyükannesinin her zaman söylediği bir sözü hatırlamış: “En karanlık gecede bile, kalbinin ışığı yolunu aydınlatır.”

Elif, evdeki en parlak feneri almış ve köyün ortasındaki büyük meydana gitmiş. Fenerini yakıp onu göğe, o ağır gri pelerine doğru kaldırmış. Fenerin minik ama cesur ışığı, devin karanlığında küçük bir delik açmış.
Fenerin minik ışığı, gri gökyüzünde bir yıldız gibi parlamış. Önce komşusu Hasan Amca, sonra Ayşe Teyze, ardından diğerleri,
pencerelerinden Elif’in bu tek başına parlayan direnişini görmüşler. Kalplerindeki o eski sıcaklık yeniden canlanmaya başlamış. “Biz birlikteyken karanlık bize dokunamaz!” diyerek fenerlerini kaptıkları gibi meydana koşmuşlar.
Kısa sürede köy meydanı binlerce küçük ışıkla aydınlanmış. İnsanlar el ele tutuşup gülümsemeye başladığında, Gölge Devi’nin pelerini bu birleşik ışığın sıcaklığına dayanamamış. Işık arttıkça pelerin tel tel çözülmüş ve rüzgarla birlikte savrulup gitmiş. Gölge Devi, bu kadar güçlü bir birliği görünce korkusundan Sisli Dağlar’ın en derin mağarasına saklanmış. Gri gökyüzünün yerini yeniden pırıl pırıl bir mavi, ardından köye adını veren o muhteşem turuncu gün batımı almış. Kelebekler saklandıkları yerlerden çıkmış, kuşlar en neşeli şarkılarını söylemeye başlamış.
Elif ve köy halkı o gün, dışarıdan gelen hiçbir karanlığın, bir araya gelmiş kalplerin ışığını söndüremeyeceğini öğrenmişler. Ve Turuncu Güneş Köyü, o günden sonra sadece gün batımındaki turuncu güneşiyle değil, hiç sönmeyen birlik ruhuyla dünyayı aydınlatmaya devam etmiş.
