Yeşil Bursa

Bir varmış bir yokmuş, uzak diyarlardan gelen bir Gezgin varmış. Gezgin, dünyayı karış karış gezer, her diyardan bir hikaye, her topraktan bir koku toplarmış. Bir gün yolu, Yedi Ulu Çınar’ın gölgesinde, Uludağ’ın eteklerinde kurulmuş Yeşil Bursa’ya düşmüş. Şehrin yeşiline, suyuna, tarihine vurulan Gezgin, özellikle iki yere gönlünü kaptırmış.
Biri, masallarda kalmış bir köy olan Cumalıkızık’mış. Gezgin, köyün taş döşeli sokaklarında gezinirken zamanın durduğunu hissetmiş. Her köşede, tahta cumbalı bir ev, her evin önünde rengarenk çiçeklerle bezeli saksılar varmış.

Evlerin pencerelerinden sarkan dantelli perdelerin ardında, sanki bir nine oturmuş masal anlatıyormuş. Gezgin, bu evlerin geçmişten birer armağan olduğunu anlamış. Burası, acele etmeden, tadını çıkararak yaşamanın, geçmişe saygı duymanın, sadeliğin güzelliğini hissetmenin ne demek olduğunu fısıldıyormuş kulaklarına. Cumalıkızık’ın en güzel yanı, her ne kadar zamandan izler taşısa da, geçmişin ağırlığını değil, geçmişin huzurunu yaşatmasıymış. Gezgin, köyün sokaklarında bir yandan yürürken, diğer yandan kalbinde birikmiş tüm telaşların eriyip gittiğini hissetmiş.



Gezgin’in kalbine dokunan diğer yer ise, tıpkı Cumalıkızık gibi, saklı kalmış bir cennet olan Misi Köyü’ymüş. Gezgin, Misi’ye vardığında kendini, yeşilin ve suyun birbiriyle konuştuğu bir bahçede bulmuş. Köyün içinden geçen dere, sanki dünyanın tüm dertlerini alıp götürüyormuş. Çınar ağaçlarının devasa gövdeleri, zamana meydan okuyan bilge adamlar gibiymiş. Gezgin, burada, hayatın hızlı akışından uzaklaşıp, sadece suyun sesini ve kuşların cıvıltısını dinlemiş. Misi, insana, durup nefes almanın, doğayla bir olmanın, küçük şeylerdeki büyük mutlulukları fark etmenin ne kadar kıymetli olduğunu öğretmiş.


Gezgin, bu iki köyü birbirine bağlayan görünmez bir bağ olduğunu anlamış. Cumalıkızık, geçmişin hatıralarını korumanın, Misi ise anın tadını çıkarmanın güzelliğini anlatıyormuş. Birinde geçmişi yaşar, diğerinde ise anın büyüsüne kapılırmış. Gezgin, bu iki yerin de insana aynı şeyi fısıldadığını fark etmiş: Gerçek zenginlik, ne kadar çok şeye sahip olduğun değil, ne kadar çok anın değerini bildiğindir. Ve Gezgin, bu iki köyde yaşadığı tecrübeyle, artık sadece gezgin değil, aynı zamanda ruhunun da bir yolculuğa çıktığını hissetmiş. Ve bu masal böylece sonsuza dek sürüp gitmiş.

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir