Kahkaha Çiçeği Ve Unutulmuş Melodi

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, develer tellal iken, pireler berber iken, gökyüzünün yedi kat altındaki yemyeşil bir diyarda, Melodiya adında bir krallık varmış. Bu krallığın adı boşuna Melodiya değilmiş; burada nehirler şarkı söyleyerek akar, rüzgâr ağaçların yapraklarıyla tatlı bir fısıltı besteler, kuşlar en neşeli cıvıltılarıyla güne başlarmış. İnsanların kahkahaları sokakları doldurur, her evden bir müzik aletinin ya da bir şarkının sesi yükselirmiş.
Ancak günlerden bir gün, krallığın üzerine kara bir bulut gibi bir hüzün çökmüş. Kötü kalpli ve yalnızlığa mahkûm edilmiş bir büyücü, Melodiya’nın bu neşesini kıskanmış ve krallığa “Sessizlik Büyüsü” yapmış. Büyünün yapıldığı andan itibaren nehirler susmuş, rüzgâr dilsiz kalmış, kuşlar ötmez olmuş. En kötüsü de insanlar gülmeyi ve şarkı söylemeyi unutmuş. Krallık, adeta renksiz ve ruhsuz bir tabloya dönmüş.
Krallıkta yaşayan, iyi kalpli ve cesur bir kız olan Elara, bu duruma herkesten çok üzülüyormuş. O, en çok da büyükannesinin anlattığı masalları ve söylediği ninnileri özlüyormuş. Bu sessizliğe daha fazla dayanamayacağına karar veren Elara, krallığın en bilge kişisi olarak bilinen, dağların zirvesindeki bir mağarada yaşayan Yaşlı Bilge’ye gitmeye karar vermiş.
Zorlu bir tırmanışın ardından Yaşlı Bilge’nin mağarasına ulaşan Elara, durumu anlatmış. Sakin ve düşünceli gözlerle Elara’yı dinleyen Bilge, şöyle demiş: “Bu büyüyü bozabilecek tek bir güç vardır, kızım. O da Fısıltılı Orman’ın kalbinde, sadece ay ışığıyla beslenen ve yılda bir kez açan Kahkaha Çiçeği’dir. O çiçek açtığında, yapraklarından dökülen polenler havaya karıştığı anda en içten kahkahayı kim atarsa, o kahkahanın sesi büyüyü kıracak bir melodiye dönüşür.”
Elara, hiç tereddüt etmeden bu tehlikeli görevi üstlenmiş. Yanına sadece bir heybe dolusu yiyecek ve büyükbabasından kalma paslı bir pusula alarak Fısıltılı Orman’a doğru yola çıkmış. Orman, adından da anlaşılacağı gibi tuhafmış. Ağaçlar konuşmuyor ama sanki ona yol gösterir gibi fısıldaşıyor, yosunlar ayaklarının altında yumuşacık bir halı gibi seriliyormuş.
Yolculuğu sırasında Elara, ayağı bir sarmaşığa takılmış yavru bir tilki görmüş. Tilki acı içinde kıvranıyor ama sesi çıkmıyormuş. Elara hemen koşup onu kurtarmış. Minnettar gözlerle Elara’ya bakan tilki, sessizce onun peşine takılmış ve en güvenli patikaları göstererek ona yoldaşlık etmiş.
Günler süren yolculuğun sonunda, ormanın en derin yerinde, etrafı parıldayan mantarlarla aydınlatılmış küçük bir açıklığa varmışlar. Tam ortada, gümüş rengi yaprakları ve henüz açmamış kristal bir tomurcuğu olan o eşsiz çiçek duruyormuş: Kahkaha Çiçeği.
Elara ve küçük dostu, çiçeğin başında beklemeye başlamışlar. O gece gökyüzü pırıl pırılmış ve dolunay tüm görkemiyle parlıyormuş. Ay ışıkları çiçeğin üzerine vurdukça, kristal tomurcuk yavaşça, bir melodi çalar gibi açılmaya başlamış. Yaprakları açıldığında etrafa altın rengi, pırıl pırıl polenler saçılmış.
İşte o an gelmiş. Elara’nın içten bir kahkaha atması gerekiyormuş. Ama nasıl? Herkes gibi o da gülmeyi unutmuş. Gözlerini kapatmış. Krallığın eski günlerini, insanların neşesini, çocukların oyunlarını, büyükannesinin anlattığı komik masalları düşünmüş. Yanında minnetle ona bakan küçük tilki dostunu, ona yardım etmenin verdiği sıcaklığı hatırlamış. İçinde bir yerlerde, unutulmuş bir sandıkta kilitli kalmış bir his kıpırdanmış. Dudakları yavaşça yukarı kıvrılmış ve birden, başta küçük bir kıkırdama olarak başlayan, sonra tüm benliğini saran, içten ve duru bir kahkaha boşluğa yayılmış.
Kahkahası, altın polenlerle birleşince sihirli bir melodiye dönüşmüş. Bu melodi, bir rüzgâr gibi Fısıltılı Orman’dan çıkıp tüm Melodiya Krallığı’na yayılmış. Melodinin dokunduğu nehirler yeniden şakımaya, ağaçlar hışırdamaya, kuşlar cıvıldamaya başlamış. Şehirdeki insanlar önce şaşırmışlar, sonra yüzlerinde bir tebessüm belirmiş ve çok geçmeden krallığın her köşesi yeniden kahkahalar ve şarkılarla dolmuş.
Elara krallığa döndüğünde bir kahraman gibi karşılanmış. Ama o, ne altın ne de saraylar istemiş. Tek dileği, herkesin bu neşeyi ve müziği bir daha asla kaybetmemesiymiş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri bu masalı anlatanın başına, biri dinleyenin başına, üçüncüsü de kalbindeki neşeyi ve umudu asla kaybetmeyen Elara’nın ve tüm iyi insanların başına…
 
 
 
 
 
                                                                 
 

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir