
Evvel zaman içinde, yola niyet etmiş bir aile yaşarmış. Ananın şefkati bir sığınak, babanın iradesi dağ gibi sağlam duruşuyla yolların ritmini tutan bir melodiymiş.
Evleri dört duvar değil; kimi zaman dalgalarla salınan bir tekne, kimi zaman orman kenarında bir karavan, kimi zaman da yayla serinliğinde bir ahşap yuva olmuş. Yelkenler hep başka bir bahçeyi görmek için açılmış.
Çocuklar büyürken biri bilginin gizemli yollarını, diğeri kodların derin denizlerini adımlamış. İçlerinde derinlerde bir yerde, tenine dokunamadan kalbin en sedefli köşesine saklanmış minik bir inci tanesinin sızısı hep var olmuş; o sızı, gittikleri her yeri daha da anlamlı kılan görünmez bir pusulaya dönüşmüş.
Masmavi suların kıyısında yıllar bırakılıp yola yeniden çıkıldığında, sert rüzgârlar kapıları zorlasa da içlerindeki seyyah ruh donmamış. Çünkü kökün kâğıtlarda değil, gidilen her yere taşınan bağlarda olduğunu çoktan bilirlermiş.
Zaman akmış, sakin marinalar yeni ufuklar çağırmış. Gök kubbenin altında hep o kadim ses yankılanmış:
“Nereye gidersen git, evini gittiğin her yerde yeniden kurarsın; çünkü kök toprağa değil, kalpte taşıdığın sevgiye bağlıdır.”
Yazarın Notu:
Bazı hayatlar haritalarla değil, rüzgârın yönüyle ve kalbin derinlerinde saklanan o en sessiz hatıralarla ölçülür. Bu masal; coğrafi bir koordinata çakılıp kalmamayı, bazen dünyaya gelmeden en derin yere mühürlenen o sedef tanesinin ağırlığını ve hafifliğini aynı anda taşıyarak yola devam edebilmeyi fısıldar. İnsanın evi beton duvarlar değil, yolda biriktirdiği izler ve sevgidir.