
Nüfus cüzdanlarımızda yazan “Müslüman” ibaresi, aslında hepimiz için ortak bir başlangıç noktası. Ancak bu kimlik, sadece bir kayıt mı, yoksa üzerinde derinleşmemiz gereken bir sorumluluk mu? Bugün, toplumun “bayram” diye isimlendirdiği bu zaman dilimi vesilesiyle, kendi içimde uzun süredir yankılanan o soruyu sormak istiyorum: “Neden kutluyorum ki?”
Dürüst olmam gerekirse; tekrarlayan ritüellerden, içi boşaltılmış geleneklerden ve sorgulanmadan yaşanan bir hayattan yoruluyorum. Çoğu zaman bayram kutlamaları bana sadece bir “tekrardan” ibaret, hatta ruhunu yitirmiş bir alışkanlık gibi geliyor. Oysa ben, taşıdığım yüklerin ağırlığıyla ezilmek yerine, anlamın hafifliğiyle hakikate yürümek istiyorum.
Hac, Kurban ve Paylaşımın Biyolojisi
”Bayram” kelimesinin Kur’an’da özel bir ritüel olarak geçmediğini biliyoruz. Ancak kurbanın kökenine baktığımızda, Hac gibi büyük bir buluşmada, dünyanın dört bir yanından gelen insanların bir araya geldiği bir “kongre” ruhunu görüyoruz. Oradaki kurban, hem o topluluğun beslenme ihtiyacını karşılayan bir paylaşım sofrası hem de bir adanmışlık sembolüdür.
Bir hekim olarak biliyorum ki; insan bedeni biyolojik olarak etin sunduğu protein ve besin değerlerine ihtiyaç duyan, sindirim sistemi buna göre var edilmiş, yaşayan bir organizmadır. Allah’ın adını anarak, şükrederek ve ölçülü bir şekilde rızıklanmak, aslında varoluşumuzun doğal bir parçasıdır. Yani “et yemiyoruz” gibi bir iddiam yok; aksine, yaşamın devamlılığı için bu ihtiyacın farkındayım. Ancak burada kritik olan şudur: Et yemeyi, sadece bir “ritüel maskesi” takarak, kurbanın manevi özünü unutup bunu bir tüketim çılgınlığına dönüştürmeye karşıyım.
Neden Sorguluyorum? Çünkü Yaradan Bunu Öneriyor
Birçoğu “Neden sorguluyorsun?” diye sorabilir. Cevabım çok net: Çünkü Yaradan, kendi kitabında aklımızı kullanmamızı, sorgulamamızı ve derinlemesine düşünmemizi defalarca emrediyor. “Hiç düşünmüyor musunuz?”, “Aklınızı kullanmıyor musunuz?” (A’râf, 179; Bakara, 44 gibi ayetler) diye seslenirken, bizden papağan gibi tekrarlayan değil, hakikati arayan ve bulan bireyler olmamızı istiyor.
Hac Suresi 78. ayet bana şunu öğretti: Müslüman olmak bir kimlik kartı değil, aktif bir şahitlik görevidir. Şahitlik etmek için ise önce onu tanımak, neye inandığını bilmek ve anlamını kavramak gerekir. Hac Suresi 37. ayet ise bizi şekilden öze çağırıyor: “Onların ne etleri ne de kanları Allah’a ulaşır. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır.” Yani mesele etin biyolojik tüketimi değil, o tüketimin ardındaki “takva”, yani paylaşma bilinci ve Yaradan’a olan sorumluluk duygusudur.
Tekrardan Kurtulmak, Anlama Kavuşmak
Ben kendimi bildim bileli tekrarlayan her şeyden sıkıldım. Hayatı bir “tekrar” döngüsüne hapsetmekten ziyade, her günü bir keşif ve her anı bir anlam arayışı olarak görüyorum. Bugün paylaştıklarım, bir kutlama bildirisinden ziyade, kendi iç dünyamdaki bu “tekrardan kurtulma” çabamın bir yansımasıdır.
Sorguladığım için, geleneksel kalıpların dışına çıktığım için kimse kusuruma bakmasın. Ancak anlamını bulamadığım bir ritüelin sadece “yükünü” taşımak istemiyorum. İster ritüellere tutunalım, ister sadece anlamın peşinden koşalım; ortak paydamız “Niye yaşıyorum ve neye inanıyorum?” sorusunun cevabını aramak olsun.
Eğer bu günler, hepimize o asıl “anlamı” yeniden hatırlatıyorsa, hem soframızdaki nimet için şükretmeyi hem de bu nimetin ardındaki manayı idrak etmeyi kutlayalım.
Sorgulayan, anlayan ve kendi hakikatine dürüst kalan herkesin arayışı kutlu olsun.