​Mühürlü Keseler Ve Antik Vicdan


Kütüphanenin loş bir köşesinde, parmaklarım Platon’un asırlara meydan okuyan sayfalarında geziniyordu. Okudukça tavan yükseldi, duvarlar mermer sütunlara dönüştü. Kendimi bir okurdan ziyade, antik Atina’nın tozlu revaklarında bir tanık olarak buldum. Sayfalar ilerledikçe Sokrates Sokra’ya, Euthyphron Eti’ye, Kriton ise Krit’e dönüştü. Gördüklerim sadece bir kitap değil, bugünün puslu günlerine tutulmuş kadim bir aynaydı.
I. Bölüm: Sadakatin ve Fermanların Gölgesi
Şehrin göbeğindeki o devasa ve görkemli Asklepion Meclisi, bir sabah kapısına fermanını astı. Şehri kaplayan gri bir Sis’in yarattığı büyük kargaşada, herkes Meclis’in ağzından çıkacak tek bir kelimeye bakıyordu:
— “Şifa buradadır! Bu Sekizli Deri Keselerdeki karışımları herkese ulaştıracaksınız. Her cana o Klora Pastillerini vereceksiniz. Kurtuluş, Meclis’in bilgeliğine olan bu mutlak sadakattedir!”
Genç Eti, elinde mühürlü keselerle sokağa fırladı. Eti, duvarın dibinde parşömenine kuşkuyla bakan Bilge Sokra’yı gördü ve seslendi:
— “Sokra! Bak, herkes büyük bir güvenle şifaya koşuyor. Meclis ‘Yol budur’ dedi. Sorgulamak, bu birliğe ve güvene ihanet etmektir!”
Sokra, elindeki pastili güneşe tutup o meşhur sorusunu sordu:

“Söyle bana Eti; bu keseler ve bu pastiller, Meclis onları ‘Emrettiği’ için mi doğrudur; yoksa zaten ‘Doğru’ oldukları için mi Meclis onları emretmiştir? Herkes onlara güvendiği için mi hakikat onlardadır, yoksa hakikat onlarda olduğu için mi güvenilmelidirler?”

II. Bölüm: Zindandaki Karar
Rüya, taş bir zindanın rutubetli serinliğinde devam etti. Sokra artık mahkumdu; çünkü Meclis’in “mutlak” dediği protokollere boyun eğmemiş, vicdanının sesine sadık kalmıştı. Dostu Krit, nefes nefese içeri daldı:
— “Sokra! Hemen kaçmalısın! Yazıcılar seni haksız yere suçluyor, Meclis sana adaletsizlik yapıyor. Şimdi kendi canını kurtarmak için kaçmak senin hakkındır, onlara boyun eğme!”
Sokra, zindanın loş ışığında dostuna baktı:
“Sevgili Krit, bana haksızlık yapıldı diye benim de şehre ve yasalara haksızlık mı yapmam gerekir? Kötülüğe kötülükle, yanlışa yanlışla cevap vermek ruhu iyileştirir mi? Eğer ben bugün bana dayatılan o pastilleri ve mühürlü keseleri ‘doğru değil’ diye sorguladıysam, bu sadece hakikat içindi. Bana haksızlık edenlere aynı şekilde karşılık verirsem, o sisli düzenden ne farkım kalır?”
III. Bölüm: Hakikatin Mührü
Kitabın kapağını kapattığımda anladım ki; Sokra’nın asıl zaferi kaçmak ya da savaşmak değil, haksızlığa uğrasa bile haksızlık yapmamayı seçmesiydi. O, mühürlü fermanların ve dayatılan keselerin yarattığı o karanlık döngüye, kendi doğruluğundan ödün vermeyerek son verdi.
​Zindanın kapısı usulca kapandı, antik Atina’nın mermer sütunları kütüphanenin tozlu raflarına geri döndü. Elimde sadece o kadim parşömenin ağırlığı ve Sokra’nın kendi içine, kendi şifasına yaptığı o sessiz yolculuğun izi kaldı.

Yazarın Notu:

Bu hikaye, otoritenin sunduğu gölgelerle yetinmek yerine, hakikatin güneşine bakmaya cesaret edenlere olsun.

Penceremden İnciler

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir