Yolda Bir Durak

11 Mart 2020 de Türkiye’ de ilk corona vakası görüldü. Ondan sonra giderek vaka sayıları artmaya başladı. Bu sırada sağlık bakanı her akşam o günkü vaka, ölüm, daha sonralarda yapılan test sayılarını bildirmeye başladı.  İlk başta sayılar çok azdı. Sonra  giderek arttı.  Durumun ciddiyetinin farkına varılmaya başlandı. Bunun üzerine sağlık bakanının öncülüğünde, her akşam dokuzda balkonlardan sağlıkçılar alkışlanmaya başlandı. Bu bizler için çok güzeldi. Uzun zamanlar aldığımız  sağlıkta şiddet haberlerinden sonra şekil değişmişti. İnsanlar bizlere vefa gösteriyordu, saygı duyuyordu. Bu çok onur vericiydi.

Alkışlar için yürekten teşekkürler. Dileriz pandemi bitince de bu alkışlar devam eder.

Pandemi günleri başlamadan önce işime gidip gelirken toplu taşıma araçlarını kullanıyordum. 11 Marttan sonra da bir süre devam ettim. Ancak bilim kurulunun, aracı olanların kendi araçlarıyla gidip gelmesi gerektiğini söylemesinden sonra aracımla gidip gelmeye başladım. İşim evime  bir saat uzaklıktaydı. İlçeden ildeki hastaneye gidiyordum. Bu bir saatlik yolun orta noktasında jandarma ve polisin çevirme ve kontrol noktası vardı. İlk günlerde geçerken durdurduklarında kendimi tanıttıktan sonra ben de onlara teşekkür ediyor ve alkışlıyordum. Sonuçta  değerli bir iş yapıyorlardı. Herkesin evde kaldığı günlerde işlerine devam ediyorlardı ve alkışı hak ediyorlardı. Bu şekilde çalışmaya devam eden tüm görevlilere yürekten teşekkür ve alkışlarımızla.

Bazen trajikomik durumlar olabiliyordu.

Kontrol noktasından geçtiğim günlerden birindeydi. Jandarma durdurdu. Ben maskeyi takarak arabanın camını açtım. Kimlik sormasını beklerken jandarma “Şu anda ne yaptığınızın farkında mısınız?” dedi. Şaşırdım. “Nedir?” diye sordum. Jandarma da “Kontrol noktasına gelirken yavaşlamanız gerekirken 100 km hızla geliyorsunuz bu şekilde olur mu?” dedi. Doğru söze ne denirdi ki? Haklıydı ve yerinde bir uyarı yapmıştı. Biraz utandım.     

O günlerde maskenin aracın içindeyken de takılması gerektiği söyleniyordu. Bu bana biraz tuhaf gelmişti. Arabanın içinde tek başınaysanız maske takmanın pek anlamı yoktu bana göre. Gerçi biz meslek olarak mecburen takıyorduk ve alışkanlık oluşmuştu. Sanırım herkes için geçerli değildi. Alışkanlık oluşsun diye bu kural konmuş olabilirdi. Bunun nedenini yine de tam anlayamamıştım. İşte kontrol noktasına gelirken yavaşlamayı düşüneceğime maske takmanın derdine düşmüştüm. Jandarmaya “Arabamın hız yaptığı anlaşılmıyordu bu nedenle hızımın farkında değildim” dedim. Doğruluk payı da vardı ama eksik söylemiştim. Sonrasında o da konuyu uzatmadı ve eliyle geçişime izin verdi. Kontrol noktasından ayrıldım.

Daha sonraki günlerden birinde bu sefer işime giderken jandarma noktasının tam karşısında olan polis kontrol noktasında bu sefer de polis durdurdu. Maskemi takarak camı açtım. Aynen polis şunu söyledi: “Abla bu saatte nereye gidiyorsun ya?”  Ben de “Artık bizim nereye gittiğimizede mi karışılıyor? dedim. Şaşırmıştım.


           

Sonra da “Ben şu hastaneye, acil servise nöbet tutmaya gidiyorum ve mesleğim de bu” dedim. Biraz tedirgin oldu ve “Bize konuşturun diyorlar. İçkili filan ise sürücü tespit edebilmek için” dedi. Sabahın sekiz buçuğunda mı? 

Anlayamadım ne oluyordu böyle?… Sinirim bozulmuştu. Yok yok ben gülemedim.

”Özrü kabahatinden beter”            Melek Mosso’ dan dinleyelim.

Penceremden İnciler

Yayınlayan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir