Bahar gelmiş Memleketime

Tire’ye geldiğimizde bizi, pembe ve yeşilin birçok tonu karşıladı. Alabildiğine uzanan ve pembe çiçekli kiraz ağaçları, zeytin ağaçları dolu tarlalar, besi çiftlikleri, çayır, otlaklar ve buralarda otlanan epeyce büyükbaş ve küçükbaş hayvanlar vardı… Halkın gelirini tarım ve hayvancılıktan elde ettiğini, Türkiye’nin en büyük süt toplama kooperatifinin Tire’de olduğunu, geniş ürün yelpazesini, büyük ve küçükbaş hayvancılığı ile ülkemize büyük katkıda bulunduğunu, modern tekniklerin kullanıldığını ve bilinçli üretim yapıldığını öğrenmek bizi mutlu etti. Tire merkezinin, günümüz yapılaşmasından henüz etkilenmemiş olan görüntüsü de içimizi ısıttı…

Tire’den sonra, patatesiyle ünlü Ödemiş’in, tarlalarında patates dolu çuvallarını, cumartesi kurulan merkezindeki pazarını, eski ve yeninin bir arada olan ve dönüşmeye başlayan binalarını, yolların orta kaldırım süslemesinde kullanılmış lalelerini, bir de bol bayraklı yollarını hızlıca geçtik. Seçim çalışmaları burada da devam ediyordu.Birazdan trafik sıkışacaktı. Büyükşehir Belediye Başkanının geleceği anons ediliyordu. Ödemiş’de de gelir kaynağı tarım ve hayvancılıktı. Yerel radyoda da ”Hayvancılıkla uğraşanlara müjde! ” diyordu. Anonslar ve yerel radyodaki seçim reklamları eşliğinde Birgi’ye geldik. Birgi, Unesco’nun Dünya Mirası Listesinde 2012 yılında geçici yerini almış. Dileriz biran önce kalıcı listede yer alır. Birgi, kendinizi tarihin içinde gezer hissettiğiniz bir açık hava müzesi. Kalmak isteyenler için bir çok seçenek mevcut. Eskiden İpek yolu üzerinde olan Birgi’de ipek üreticiliği mevcut. Fakat şimdilerde azalmış. İpek ürünleri satan bir esnafla olan sohbetimizde, bunun nedeninin Çin malları nedeniyle olduğunu öğreniyoruz. Birgi’de en çok etkilendiğim İmam Birgivi Mehmet Efendi. 16. yüzyılın seçkin alimlerinden olan İmam Birgivi Mehmet Efendi’nin kabiri de burada. Kabir ziyaretlerine dikkati çekerek; kabirler üzerinde mum yakılması ve para karşılığında Kur’an okunması gibi gayri İslami uygulamalarla mücadele etmiş. ”Bir toplum daha kötüye gidiyorsa, o topluma düşen vazife; önce kendine dönüp bakmasıdır” sözü meşhur sözlerinden. Ömrünün son 10 yılında, Birgi’de müderrislik yapmış. Gösterişten uzak durmuş ve kabrinin üzerine türbe yapılmamasını vasiyet etmiş.

Ödemiş’ten sonra, Ege’nin incisinde okuyan oğlumuzu okulundan aldık. Dede, babaanne, hala, amcanın bulunduğu, bir zamanlar şehzadelere ait olan şimdiki Manisa’ya, hafta sonunu geçirmek için geldik; özlem de giderdik. Biraz da burayı gezdik. Şehzadeler Belediyesinin daha önce Sümerbank fabrikasına  ait olan arazide yaptırdığı Şehzadeler Parkını gezdik. Bu parkın içinde, diaromik mesir müzesi; mesir atım töreninin gösterildiği, Türk dünyasına ait 32 minyatür eseri, şehzadelerin heykelleri ve çocuklar için de masal parkı mevcut. Pezyaj çok güzel olmuş. En çok da laleleri sevdim. Müzede ise, Sultan Camisinden  mesir atma merasimi; devasa resim ve resmin içinden canlanan maketlerle bir bütünlük oluşturmuş.

Kanuni Sultan Süleyman’ın annesi Hafsa Sultan’ın hasta yatağında yatışı ve mesir macununun yapımı da yine bu müzede sergilenmekte. Manisa Tarzanı’na ait bölüm biraz daha vurgulanabilirdi ve Şehzade heykellerinin görünümleri ile yaşları pek orantılı gözükmemekteydi. Bunların dışında, güzel olmuş. Yapanların emeklerine sağlık.

Oğlumuzu okuluna bıraktıktan sonra turumuza Çeşme, Ildır, Germiyan ve Alaçatı ile devam ettik. Rüzgar santralini, çiçekleri, bitki örtüsünü seyrederek, Alaçatı’nın yeni ama eskiymiş gibi olan görüntüsünü ve şehirciliğin  burada oluşturulmuş  güzel bir örneğini gördük. Evlerde biraz Yunan Adalarının esintisi hissettik. Yapılınca oluyor dedik. Hele marinasındaki villaları ve villaların önüne park edilen yelkenlileri görülmeye değer eşsiz güzellikteydi. Tabii bunun anlamı, yüksek miktarlarda para ödemek demek. Burayı da görüp, panoramik turladıktan sonra  Şirince’ye doğru yol aldık…

Şirince’ye daha öncede gelmiştik. Hatta şirince ile ilgili şiir de yazmıştım. Objektifimden Tuvalime yazımda bahsetmiştim. Şirince de, tarihin içinde hissettiğim yerlerden. Selçuk’un bir mahallesi oldu artık. Bu sefer her iki kiliseye ve Nesin Matematik Köyüne de gittik. Halkı geçimini tarım ve turizmden elde ediyor. Ürün yelpazesi geniş. Daha önceki yıllarda yetişen incir ağaçlarının söküldüğünü öğrendik. Belli büyüklüğe ulaştıktan sonra sinekleniyor ve bozuluyormuş. İncir için iklim pek uygun değilmiş. Zeytin, şeftali, mandalina, kiraz,vb., Çesme, Ödemiş, Tire’de olduğu gibi otun bir çok çeşidi yetişiyor. Akşam yemeğinde bu otlardan olan ‘şevketi bostan otu’nun yemeğini yedik. Etle pişiriliyor. İlk gün hava günlük güneşlikti. İkinci gün yağmur yağdı. Kaldığımız pansiyonunun sahipleriyle biraz sohbet ettik. Kiraz ağaçlarını yeni dikmişler. Kiraz ağacına can suyu gerekiyormuş. Yağmurun yağması onlara bu nedenle ayrı mutluluk vermişti. Dedeleri  Selanik’ten gelmiş. Kendilerinin Selanik’i ziyaret etme imkanları olmuş. Selanik’ten gelip, Şirince’deki yerlerini ziyaret edenler de oluyormuş. Hatta birisi yaşlı babasına hediye olarak, elma fidanlarından da götürmüş. Şirince’nin halkı sıcak ve misafirperver. Yabancı misafirler de çoktu. Japon misafirler. Gelip durmadan fotoğraf çekiyorlarmış. Yeme içme ile araları pek yokmuş. Onlara bazıları ‘Sarıca arı’benzetmesi yapıyorlarmış. Kendi aralarında konuşarak fotoğraf çeken halleri bu şekilde çağrıştırıyormuş. Bize fotoğraf çekmeyi, selfi çubuğunu, gezmeyi hep onlar öğrettiler… Kullandığımız teknolojiler de onların hediyesi bizlere. Şirince’nin Unesco Dünya Mirası listesinde olmaması beni şaşırttı. Şirince’nin sembolü olan evlerin mimarisi, sit yasası ile korunuyor. Eskimiş evler çok fazla. Satılık ev, restoranlar da fazlacaydı. Yerli hane halkının sayısının giderek azaldığını, 35-40 haneye düştüğünü, restoranları diğer şehirlerden gelen insanların kiralayıp işlettiklerini öğrendik. Tadilat yatırmak pahalı bir işti ama önemli olanın da tadilat için, öncelikle anıtlar kurulundan plan onaylamasının yapılması gerekliliğiydi. Dört gözle ve 19 yıldır, planlarının onaylanmasını bekliyorlarmış. Dileriz seçim sonrasında bu hayallerine kavuşurlar. Çabuk kavuşsunlar ki Şirince, şirin haliyle yaşamaya devam etsin… Pansiyondan da çok memnun kaldık. Bizim odanın adı ‘Gül’dü. İçeri girince gül kokusu ve kanaviçeli, dantelli işlemeler, penceresinden de, zaten her yanı güzel olan manzarası karşılamıştı. Şevketi bostan, saç kavurma, kabak çiçeği dolması, yaprak sarması, favası, sarı renkli ekmeği de komşumuzda yediğimiz yemeklerle aynıydı… ‘Dolmades’in adı ‘Dolma’ olmuştu bu sefer de… Kirazlar olunca söz yeniden geliriz dedik… Komşuya ve Şirince’ye bir de Aziz Nesin’e  teşekkür ederek ayrıldık…

” En güzel şiir matematiktir. Yeryüzünde şimdiye kadar ” iki kere iki dört eder ” den daha güzel bir dize yazılmamıştır sanırım.” Aziz Nesin

 

”İnsan yalnızca söylediklerinden değil, sustuklarından da sorumludur”.Aziz Nesin

İnciler birleşti ve ”Gezi kolyesi” oluştu…(Bakınız:https://www.penceremdeninciler.com/atolye-calismasi/

Penceremden İnciler

Yayınlayan

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir