Benim Güzel Manolyam

Benim Güzel Manolyam

Posted on 6 Aralık 2018 by admin

Giden komşumun el emeği manolyaları

Bu yazıda anlatılan manolya çiçeği değil. Manolya çiçeğimiz de var ama yazıya adını veren ‘manolya’ apartmanımızın adı. Apartmanımızın ilk sakinleri bizdik. Bunun için apartmana adını verme onuru da bize verildi. Apartmanımızın bahçesinde altı manolya ağacı olduğu için de görmezden gelmedik ve adını ”Manolya” koyduk. 2004 yılında sadece deniz kıyısında ve havası temiz olduğu için kurduğumuz on yıllık düzenimizi bozup kiralık olan evimizi, çocuklarımızın okulunu, kreşini, öğretmenlerini, dost, akraba, tanıdıklarımızı bırakıp taşındık. İlk başta işimi taşımamıştım. Acil serviste çalışıyordum o zamanlar. Nöbetler tamam ama bir de icap nöbetleri de vardı. Sevk çıkınca evden hastahaneye gitmek zaman alıyordu. Zorlandığım için işimi de taşımak zorunda kaldım. Böylece iş ile ilgili sınavlarımın farklı bölümlerini de yaşamaya başladım…
Bahçesinde altı manolya, sekiz tane benjamin, iki limon, bir kayısı ağacı, çimler ekili, bir de havuzu olan, üç kat her kat da üç daire olan apartmanımızı güne Zeki Müren’in ”Benim Güzel Manolyam ” şarkısıyla başlayınca buraya taşımak istedim. Apartmana ilk taşındığımız için yönetici de eşim olmuştu. Karşı komşumuz çocuklarımızın da büyüdüğü bir kreşti. Apartmanımızı karşı komşumuz inşaa etmişti. Dairelerimizi ondan almıştık. Karşı komşunun bahçıvanı bizim de bahçemize ve havuzumuza bakıyordu. Aidatları her daireden topluyor, merdivenleri de temizliyor, faturalarla ilgileniyordu. Bahçedeki çimler düzenli sulandığından canlı ve bakımlıydı. Apartmana ilk taşındığımızda bahçıvanımız eşi bir de kıvırcık saçlı küçük kızları ellerinde çiçekleriyle hoş geldine gelmişlerdi. Mutlu olduk. Derken tek tek komşular taşınmaya başladı. Bir tepsi çayla ve yanında kurabiyesiyle karşıladık komşularımızı. Sahiplendik apartmanımızı. Hatta öyle ki komşum gözünden bile sakındı çimleri. Çocuklar çıkınca bahçeye: ”Çimlere dikkat edin” dedi…

”Boş ver be komşum biliyor musun çimler çocuklar basınca daha da güzelleşir. Bak artık çocuklar dışarıda değil hepsi içeride; oyunların şekli değişti. Keşke hep bassalardı çimlere. Bak basmadılar ama çimler gitti şimdi yabani otlar türedi içinde. ”

Bir senenin ardından biz bir üst kata taşındık. Karşıdaki basket potasının durduğu oyun alanına kocaman apart dikilince bina üstümüze üstümüze geldi. Bunaldık. O yüzden bir üste çıktık hem de daha ferah ve genişti. Şimdi iki kişi kaldık bir de kedi. Belki yeterdi ama binalar geldi üstümüze. Hem yazları çocuklar yine gelecek sonra da kalabalık gelmeye başlayacaklar evlenince de. İyi oldu taşındık… Alttaki evimize İngiliz olan bir aileye sattık. İlk katta da üç İngiliz aile vardı.Biz de satınca dört İngiliz aile oldu apartmanımızda.

Apartman yapılmadan önce yerinde kreşe ait çocuk parkı varmış. Çocukların neşeyle gülüşmelerini duyar gibiyim. Şimdi de her gün duyuyorum kreşteki çocukların sesini. Havuz da onlara ait ve binadan önce varmış. Yaz okulunda çocuklar burada havuza girermiş. Apartman olunca havuz da apartmanın oldu. Apartmana yerleştiğimizde kreş ile bir anlaşma yaptık. Hafta içlerinde akşamüstü beşe kadar çocuklar girecek biz de beşten sonra ve hafta sonları girecektik. Havuzun bakımı da suyu da elektriği de kreşe ait olacaktı. Kabul ettik ve her şey düzenli giderken İngiliz komşularımızın havuz sevgileri iyice kabardı. Gündüzleri havuza girmeye başladılar. İngiliz komşunun biri havuz ve tesisat bakımcısı olduğundan ”Havuzun bakımını biz üstleneceğiz, merdivenleri de biz sileceğiz.” dedi. Uzun bir süre de ilgilendiler ve sonra ülkelerindeki krizden etkilenip evlerini satıp gittiler. Diğer İngiliz komşular pek istemeseler de biz yeniden kreşe müracaat ettik; tekrar eskiye döner miyiz diye ama olmadı. İngilizler gittikten sonra öğrendik ki motorda arıza, havuzda da kaçak var. Bir kez doldurulunca kimyasalları düzenli atılıyor sürekli devir daim olduğu için yeniden doldurmaya gerek kalmıyor normalde. Ama kaçak olunca baya masraflı oldu. Şimdi hepimiz katılmıyoruz havuza. Bakımı yapılmalı yoksa çok masraflı oluyor…

İlk evimizin bulunduğu orta katta bir daire vardı. Oraya yeni bir komşu gelir biz iki komşu elimizde hediye hoş geldine giderdik. İlk girenler boşandı, ikinci girenler boşanmaya ramak kaldı, bir komşu daha derken bir daha hoşgeldine gitmeyelim; tanımayalım, üzülmeyiz o zaman dedik.

”Komşucum içim rahat etmedi ben geçenlerde gittim içim dayanmadı bu sefer dairenin sahibiydi gelen. Kaptan, eşi bir de yeni oldu bebekleri. Bebeğine gittim.”

Bu farklıydı ve ayıp olacaktı. Bebek şirin mi şirin şimdi büyüdü.

Alt köşedeki İngiliz komşuyu severdik. Bir gün kardeşlerimin hepsi toplanıp geldiler. Çocuklar bahçeye top oynamaya indi. Komşu cama gelecek diye toplarını ellerinden aldı. Çocuklar eve üzgün geldiler. Düşünsene aklında nasıl kalacak ”Halamın, teyzemin evinde buluştuk oyunumuz yarım kaldı” diye. Dedik ki: Children’s more important for our” yarım yamalak ingilizcemizle. Kaç yıl oldu hala Türkçeyi öğrenmedi. İlk yıllarda sevimli sempatik mutlu olsun diye onun dilinde konuşurduk. Şimdilerde ise pek içimizden gelmiyor. Ben ”hello” yanında da ”merhaba”deyip geçiyorum. Eşim de burada yaşıyor artık öğrenmeli diyor. Severiz de yine ama anılarında kaldı çocukların öyle… Yılda on gün gelir tek, balkonunda kitap okur gidene dek. Şimdi onun evinde kiracı var. Evi bulmalarına biz vesile olduk. Onlara da hoşgeldin dedik. Apartmanımızda herkes kendi halinde…

Buraya taşınmadan önce oturduğumuz apartmanda komşumuz olan hacı teyzemiz vardı. Her aşure gününde tüm komşulara aşure dağıtırdı. Diğer komşulardan da olurdu; alışmıştık. Bu gelenek yaşasın diye, bir kere hazır aşure paketlerinden aşure yapıp İngiliz komşulara da vermiştim. Tabağımın içine çorba koyup getirmişlerdi geri. Aşureyi çorba sandılar sanırım. Ama adetimizi biliyorlar, belki onlarda da öyledir; tabağı boş getirmediler. Onlar da evlerini satıp gittiler. Bahçeli bir ev aldılar havuzu da kendine ait olan. Şimdilerde komşuya yaptıklarımdan verirken kağıt tabaklardan kullanıyorum. Komşu zorunda hissetmesin karşılığını vermek için ve yorulmasın diye…

Her zaman gidip gelemesek de kalpler birliktedir apartmanımızda. Çimler gitti ama çimleri gözünden bile sakınan sonra da giden komşumun diktiği güller, diğer çiçekler, manolya ağaçları duruyor ve büyümeye devam ediyorlar. Çocuklarımız da öyle…Havuzda kaçak hala var elbet bir gün nereden kaynaklandığı da bulunup tamir edilecek. Bazen bahçenin suyu havuzun kaçağına dayanamadığından kesilir. Yine İngiliz komşunun havuz özlemi ve ısrarı ile havuz açılır; bir yıllık aidat borcunu toplu verince. Merdiveni ise  bazen şimdiki yönetici komşumuz temizliyor. Komşucum sen yorulma diye kapımın önündeki paspası kaldırdım. Çok toz topluyordu zaten. Sen mutlu ol diye…

Ergenlerimizin birer birey olma çabalarını apartmanca destekledik, yüksek sesleri duymadık, içtikleri sigaraları görünce üzüldük… Doğum günlerimizde birbirimizin kapısına hediye koyduk bazen… Gurur duyduk sağlı sollu turizmle uğraşan komşularımızın büyüyüp yeni zincirler oluşturmasından, hangi marka bakmadım bilmem hala arabalar. Alt komşunun arabasını önünde takılı nazar boncuğundan tanırım bir de rengi gri onu bilirim. Yan apartmandaki hacı amcanın bal satışını, ondan bal alan babamızı nasıl iyi mi diye soruşunu ve yeniden bal almasını istediğini, teyzenin tavuklarını besleyişini, bütün apartmanımızın geçerken yan bahçeye tavuklarına versin diye içi  bayat ekmek dolu torbalarını  yan bahçeye atışını bilirim…

Apartman sakinlerine bir diyeceğim var: ” Merdivenin karşısında her bahar açan mor çiçek var ya siz onu kopartmayın olur mu eşim bana almıştı ben de çoğalsın diye bahçeye dikmiştim, bir de hani açan sarı zambaklar var ya önde onlar da annemden, güller ise taşınan komşudan. Güllerin dalından ,kışın  koparıp toprağa diktiğinizde tutuyor, yandakiler o şekilde üredi. Saksıda çoğalıp büyüyünce çiçekleriniz siz de bahçeye dikebilirsiniz, limon ağacının üzeri dolu salatalarınızda kullanın, ara sıra öyle yapıyorum haberiniz olsun. Manolyanın çiçeklerinin kokusunu duyamadım güzel olurmuş ya, uzanılamıyor ağaç uzun olunca. Merdivenin oradaki kayısı ağacının aşılanması lazım ama yeşili güzel; kalsın, bir de dileğim; biraz narenciye dikelim… Unutmadan söyleyeyim; geçen aldığım bal kabağının çekirdeklerini saksıya dikmiştim fide oldular şimdi. Onları havuzun yanındaki çiçekliğe dikeceğim haberiniz olsun. Belki de büyür ve hep birlikte yeriz. Çok çünkü…

Karşı kreşe de buradan selam gönderelim ve teşekkür edelim. Tüm komşularıma da selam ve sevgiyle…

Sanat Güneşinin de 87. yaşı da kutlu olsun.

 Okunma Sayısı 27

Penceremden İnciler

2 thoughts on “Benim Güzel Manolyam

  1. Maver Işık says:

    Yine çok iyi .Ancak lütfen mahalle baskısı altında kalma. İç sesini ve özeleştiriyide boşver .Yorrumları da bize bırak.Sen sadece yaz.Bence daha çok yaz.Sevgiler.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir